Kahvaltı en sevdiğim öğün. “Kış şekeriyle kaplı” çocukluk günlerini düşündüğümde sadece kahvaltıları hatırlıyorum. Özellikle yatakta yavaş yavaş uyku coğrafyasını terk edip mutfaktan gelen çay (bazen kızarmış ekmek) kokusu ve çay kaşığı sesi (annenin kahvaltı öncesi keyif çayı) eşliğinde yeni bir nesneler dünyasına geçtiğim o tatlı anları. Bazı kış sabahlarında, - özellikle bir önceki gece balkonda unutulan kaskatı kesilmiş çamaşırların kar kokusu dolduruyorsa odayı- çorba olurdu. Ve kimi günlerde şekerli süt kabına doğranmış ekmekler...
Akşam vakti yapılan kahvaltılar vardı bir de. Genellikle bir rutinden kopuşu hissettirdiğinden hep severdim, hala da severim. Ya anne ile baş başa kalınan bir akşam –babalar kahvaltıyı pek sevmez-, ya da aniden çıkagelen yakın bir misafir, kuzenlerin gece yatısına kalışı... Günü bitirmiyorsun da uzatabildiğince uzatıyorsun sanki ya da o günün içinde kendine bir köşe yaratıveriyorsun. Kahvaltı; usturuplu, sınırları belli akşam yemeğine karşı küçük bir başkaldırı!
Evin sokağının köşesinde Paco'nun kafesi var. Paco belli ki yıllardır bu köşede. Ne zaman kafeye adımımı atsam, gösterişsiz masalarından birine otursam tuhaf bir ev hissi içinde buluyorum kendimi. Sanki yan odada uyuyormuşum da kahvaltı hazır diye kalkıp gelmişim. Kafenin müdavimleri, masalardan birbirleriyle atışıyor. Herkes birbirini tanıyor. Paco ismimi, nereden geldiğimi bilmiyor ama tanış oluyoruz. Bazen dükkanın dışında sigara içerken görüyorum onu. Selamlaşıyoruz. Fotoğrafta gördüğünüz de Paco'nun azıcık zevzek ama sempatik oğlu. Belki de oğlu değildir, bilemem. Bazı boşlukları işte böyle kafamdan tamamlıyorum. Yalan söylemiş sayılmam, değil mi?
Bir sonraki yazı (kahvaltı hakkında yazarken aklıma geldi doğrusu): Kahvaltıda zeytin yemek miiii??? Que raro!

Kizarmis ekmekli sos harika cekim olmus. Buralardaki zeytin yaglari bir farkli gorunuyor
YanıtlaSil