Ana içeriğe atla

Ubud/Bali'de pazar yeri


Bir yolcu romantizmi vardır. Her şeyi farklı bir ışık altında görüp koklarsınız, gönül insanı olursunuz, gözünüzde bir damla yaş:) Proust görse sizi kıskanır. Bir manolya ağacının yanından farklı adımlarla yürürsünüz. İşte o sabah, ben de o saftirik neşeyle uyanıyorum. Ubud'daki ilk sabahım! Gece, kalacak yer ayarlayamadan, Surabaya'dan iki parça eşya ile gelmişiz. Yağmur altında ilk bulduğumuz yere Puri Saraswati Bungalovlarına sığınmışız.
Sabah kuşların, kertenkelelerin (ötüyor bunlar!) ve motosikletlilerin sesleriyle uyanıyorum içimde bir kıpırtıyla. Bungalovun geniş verandasında lotus yapraklarının, Hindu tanrılarının işlendiği duvar kabartmalarına, Ubud çatılarına, koca yapraklı yeşilliklere bakıp kendimi sokağa atıyorum. Sabahın erken vakti kaldırımlara, merdiven başlarına, heykellere, sunaklara yerleştirilen sunuları görüyorum. Tütsü dumanları yükseliyor üzerlerinden. 

Ubud sokakları kalabalık, pazar yeri motosikletlerle dolu. Motosiklet, Güneydoğu Asya'nın her bir yoluna sızan tek motorlu taşıt. Ülkede dört mevsim yaz yaşanması ve ucuz bir taşıt olması onu Endonezya'da da milli bir ulaşım aracı yapmış. Toplu taşıma çok alışıldık bir ulaşım biçimi değil. Dört kişilik aileler görüyorum motosiklet üzerinde. Kasklı olanlar sadece turistler:) Ve pek çok şehirde bu yüzden yoğun bir trafik karşınıza çıkıyor. İnsanın inanası gelmiyor. 
Pazar yerleri, her yerde bir yeryüzü şenliği. Dört beş yıl önce Nisan ayında Köyceğiz'de gittiğim bir pazar yerinde, kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Güzel bir pazarı ve kitapçısı olan bir yerde yaşanır diye geçirmiştim o zaman aklımdan. O günden bu yana bir bahar vakti Ege'nin bol yeşillikli kasaba pazarlarından birine gitmeyi istedim -Tire'ye mesela- ama henüz bunu yapamadım.
                          
Kocaman hindistan cevizi yaprağından örülmüş sepetlerin içinde çeşit çeşit çiçek yaprakları, meyveler, sebzeler satılıyor. Tezgahlara  masklar, uçurtmalar, boncuklar, rengarenk pirinç kekleri, Endonezya’ya has batik saronglar sıralanıyor.Başka başka meyveler: salak, sursak, rambutan, mangostan, tamarillo ve nam salmış kokusundan dolayı Uzakdoğu'da bazı otellere girmesi yasak olan lezzetli meyve durian. Bir tren yolcuğu sonrasında kabın içinde kalmış durianın kokusunu geçirmek için uzun süre mücadele edip sonunda kabı atmak zorunda kaldığımı hatırlıyorum.
Palmiye yapraklarından yapılan, sunuların konduğu küçük sepetler satılıyor. Sunu için sepetlere taze çiçekler, pirinç ve tütsü konuyor. Sunularda renklerin bir araya gelişi önemli. (Hinduizm, son derece karmaşık bir din. Balililerin bölgenin animizm gibi birtakım eski inanışlarıyla harmanlanmış  kendilerine has bir Hinduizm anlayışı var.
                              
Artık hiç bir yolculuk, bilinmeyene yapılan o eski zaman yolculukları gibi değil. Bıraktığınız şehrin sokağındaki dükkan uzak, bambaşka bir şehirde de karşınıza çıkıyor. Ubud'a gelmiş bu kez, cazibeli bir yere konumlanmış teklifsizce, Bali'deki asgari ücretin yirmidörtte birine bir bardak kahve satıyor. 

Neyse ki, pazar yerleri var. Onlar oldukça dünya ilginç ve güzel bir yer olmaya devam ediyor. Başka bir şehrin sabahından şimdilik bu kadar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş.  Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlamas...