gunung batur'a yolculuk

Adanın en aktif yanardağı olan Gunung Batur'u (Batur Dağı) görmek üzere adanın kuzeybatısına doğru ilerliyoruz. Güzel Ubud'un sıcak ve nemli havasından sonra Batur'a yaklaştıkça hava serinliyor, serinliğe hasret kalmış olanları pek sevindiriyor:)

Bali'de ulaşım biraz sıkıntılı. Yollar dar olduğu için adanın çoğu yerinde, şaşırtıcı ama ciddi bir trafik problemi var. (Ubud'la havaalanı arası 40-45 km. olsa da yol en az 1.5 saat sürüyor.) Araba ya da motosiklet kiralamak isteyenlerin de bir kez daha düşünmelerini öneririm. Çünkü onlarca motosikletlinin olduğu trafik pek alışık olmayanlara göre değil. En güzeli işi bilene bırakmak. Bu yüzden biz de şoför Ary ile birlikte bir araba için anlaşıyoruz. Bir gün için her şey (benzin de) dahil yaklaşık 450.000 Endonezya rupisi (yaklaşık 45 ABD doları) ödüyoruz. Şehirler arası işleyen otobüs yok fakat turistler için belli istikametlerde servis araçları var. 

Önünde Batur gölü uzanan Gunung Batur dağ yürüyüşleri için tercih edilen bir dağ. "Aktif bir volkana tırmanmak mı" dediğinizi duyar gibiyim:) O kadar ürkütücü değilmiş, tırmananlardan birilerinin yazdıkları ve fotoğrafları şurada var. Tırmanış yapmak isteyenler rehber eşliğinde, sabahın çok erken saatlerinde yolculuklarına başlayıp dağın tepesinde güneşin doğuşunu izliyorlar. Biz dağı uzaktan seyretmekle yetiniyoruz. 
Ary öğle yemeği için bizi turistik denilebilecek bir lokantaya götürüyor. Lokantanın manzarası çok güzel fakat yiyecekler ve peşpeşe gelen tur otobüsleri bizi pek çekmiyor. Biz de nasılsa yiyecek bir şeyler buluruz diyerek yakınlardaki kasaba Kintamani'ye gitmeye karar veriyoruz.
Kintamani, turist kalabalığından uzak, göl kıyısında son derece sakin bir yer.

Gölün kıyısındaki, aile işletmesi Losmen Miranda'da (Losmen, bizdeki pansiyonlara karşılık geliyor.) çok lezzetli bir öğle yemeği yiyoruz. Sanırım Endonezya'da yediğim en iyi Nasi Goreng (kızarmış pirinç yemeği).
 

Losmen Miranda'nın bahçesi.  Buraya bakan bir bungalovda kitap okuyan biri gezgin görüp çok özenmiştim. Onu da buraya not düşeyim.

Soğan tarlası olduğunu sanıyorum.
Dönüş yolu. Yol üzerinde sıralanmış meyve tezgahları.

Motosiklet üzerinde uyuyan çocuk.

Ary illa bizi turistleri götürdüğü yerlerden birine götürmek istiyor. Batik satılan yerlere gitmek istememiştik. Bu kez itiraz etmeyip turistlere kahve denetilip satılan bir yere gidiyoruz.  
Kahveler hazırlanıyor.

Çeşitli kahve denemeleri.

Dünyanın en pahalı kahvesi olan luvak kahvesi. (Bunu denettirmiyorlar tabii:) Daha önce yazmıştım, Luvak denilen kedinin (Misk kedisi) dışkısından çıkan kahve çekirdeklerinden yapılıyor. Bu zat, kahve yemekten çok hoşlanıyormuş. Ben denemedim ama bir daha gidersem deneyeceğim. Deneyen birisi öve öve bitiremedi. 

Ve karşınızda bir kahve tiryakisi!
Clezio ve Ary aniden bastıran yağmura karşı kahvelerini içerken ben de gidip vanilya ve kahve ağaçlarının arasında biraz dolaşıyorum.

Vanilya ağacı!

Kahve ağacı!
Dolaşırken İsveçli birileriyle tanışıyorum. Bali'nin denizinin onları nasıl hayal kırıklığına uğrattığını söylüyorlar. 
(Türkiye'nin denizini övmeyi de ihmal etmiyorlar.)
Turistler ikiye ayrılır, sürekli yakınanlar ve mutlu maymunlar:) Ama denizi iyi değil hakikaten. Sadece deniz için gelenlere şöyle demeli: Gaflet!
**Bali yazılarına bakarken güzel bir seyahat sayfası keşfettim. İşte burada

Yorumlar

  1. Alkim'cim,

    Nihayet bloglarina donus yapmissin, hem de bomba gibi, cok sevindim :) Sabah kahvesi esliginde yazilarini okumak cok guzel..

    Turist siniflandirmana bayildim, allah kimseye ilk kategorideki gibi bir seyahat partneri vermesin, amin! :)

    Bu arada benim de Endonezya merakim giderek artiyor, zaten Guneydogu Asya'ya donmek istiyorum, bu gidisle gelecek durak Endoneyza olacak sanirim. Sayende de dersimi iyi calismis olarak gidecegim! :)

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel sabah kahvesi eşliğinde okunmak!

      Bloglara dönüş yaptım, umarım bir süre böyle devam eder. Araya zaman girince ısınmak kolay olmuyor.

      Endonezya'da -Bali'den çıkabilirsem:)- Java adasından da bir kaç yeri yazmak istiyorum. Umarım sana da yardımcı olur. Endonezya çok etkleyici bir coğrafya, güzel ülke. Senin için heyecanlandım şimdiden. Ben de Vietnam'a gitmeyi istiyorum fakat okuduklarım beni biraz ürkütüyor. Vietnam'da gezmek epey sıkıntılı anladığım kadarıyla...Ertelenip duruyor o yüzden.

      Sevgiler Şilan.

      Sil
  2. İyi ki o pahalı kahveden içmemişsin. Tarifi pek iştah açıcı değil :)

    Yazı ve fotoğraflar, bilgilendirici ve imrendirici. Kıskandım dememek için bu şekilde kurdum cümleyi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. Aslında Bal ve Arı arasındaki ilişkide de durum pek farklı değil ;)

      Sil
    2. Doğru. Yine de bir arıyla bir misk kedisinin performanısını karşılaştırmamalı:) Ama ben kararlıyım tekrar yolum düşerse içeceğim kahveden.

      Sil
  3. Tarif iç açıcı değil, doğru. Lezzetli bir yiyeceğin tarifinin fazla didiklenmemesi taraftarıyım:)

    Bilgilendirici ve imrendirici! Tamam, mesajı aldım:)

    YanıtlaSil
  4. Java'da bizleri nereler bekliyor, şimdiden meraklandım:)

    YanıtlaSil
  5. liverpool, java'da surabaya, yogyakarta ve jakarta'ya gittim. bu üç şehirden en çok yogyakarta'yı sevdim. yakınında borobudur diye bir nefes kesen bir budist tapınağı var.

    yavaş yavaş onlara da sıra gelir herhalde:)

    YanıtlaSil
  6. fotoğraflar büyüleyici! şu sıralar derin derin uyumakta olan içimdeki seyyahı bile uykusundan uyandırabilir:) ikinci fotoğrafta tatlı tatlı gülümseyen sensin değil mi?:) bir önceki yazıdaki fotoğrafta da ne güzel görünüyorsun. birazcık yorgun ama yine de mutlu:)

    o kahveden içmek istedim ben de, çok ilginçmiş. vanilya ağacı da çok hoş. hangi birisini beğeneceğimi şaşırdım :) geçenlerde ben de ilk kez kabuk vanilya aldım, hep toz şeklinde satılan paketlerden kullandığımızdan, o kahverengi, kabukumsu şey çok ilgincime gitti, ağacını da ilk kez görüyorum. daha neler neler göreceğiz bakalım:)

    YanıtlaSil
  7. zerka, o seyyah bir süre sonra uyanacak bence yine. tren yolculuğu filan demeye başlayacak:)geçen gün eski yorumlara baktım da epey yazışmışız tren yolculuğu üzerine. ışın, sen, ben yolculuğa çıkmaya bile niyetlenmişiz bir ara. kışın ortalarına doğru görürüm ben sizi:)

    evet, arabanın içindeki ve bir önceki posttaki benim. gezilerdeki yorgunluklar, "tatlı bir yorgunluk" dedikleri cinsten oluyor.

    insan vanilyayı hiç ağaçta hayal edemiyor, değil mi? kahve ağacına bile inanasım gelmiyor. ne bileyim elma, portakal, erik ağaçta olur da kahveyi hiç aklım almıyor.
    (vanilyayla ne yaptın bakayım, merak ettim bak şimdi:)
    çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. :) evet haklısın, bir ara yolculuk sayıklıyordum, tren yolculuğu hayallerimiz, içinden yol geçen hikâyeler, cümleler.. yakın zamanda eski halime geri döneceğimdir:)

    yemek yaparken gogılla aramızda oldukça güçlü bir dayanışma var:) çok sık yaptığım yemekler dışında bütün tariflere gogıldan bakıyorum, dolaşırken farklı fikirlere, önerilere rastlıyorum. bir yerde, paket vanilinleri kullanmak yerine kavanoza doldurduğunuz şekerin içine çubuk vanilya koyun, 15 gün bekletip kullanabilirsiniz diyordu, onu denemek için almıştım, şurada: http://komsudapiser.blogspot.com/2006/05/vanilyal-eker-hazrlayalm.html

    sıradaki çok önemli procem de, vanilyalı çay hazırlamak:)

    YanıtlaSil
  9. zerka, söylediğin sayfaya baktım. bu yemek blogları ne kadar mutluluk verici yerler! gerçekten öyle, baktıkça keyifleniyor insan. bir de özendiriyorlar insanı...çok ilginç bir öneriymiş, benim de hoşuma gitti.

    vanilya kokusunu çok severim. kahvede vanilyayı biliyordum ama çayda hiç aklıma gelmezdi. ben de mi denesem:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar