“Singapore is not a country, it is a
company (Singapur bir ülke değil, bir şirket)".demişti oradaki bir taksi şoförü. O gün bugündür Singapur deyince bu söz gelir
aklıma. Singapur hocanın gözüne girmeye çalışan
bir öğrenci gibi. Bize ilköğretimden beri söyleneni yapmış, "Batı'nın (ya da İngiltere'nin mi demeli?) iyi yanlarını almış", onunla da yetinmemiş, tuhaf yasaklar getirmiş, kendini "temiz bir Asya şehri" ve alışveriş cenneti olmaya adamış. Bir şehirden bahsederken ilk olarak onun ne kadar temiz olduğunun akla gelmesi kanımca çok da iyi bir şey değil. Yine de Endonezya seyahatlerimizin ilk ayağı olan Singapur, Malay, Çin, Hint kültürlerini kaynaştıran nefis mutfağı ve yüzünüze çarpan o sauna havasıyla bana Güneydoğu Asya’nın
kapısından içeri girdiğim hissini verir. O nemli sıcak biraz
başınızı döndürür, kaslarınızı gevşetir ve otelin en penceresiz odasına bayıldığınız
parayı size çabucak unutturur:)
Singapur, bağımsızlığını 1963'te kazanıyor. İsmi, Sanskritçe, "Aslan Şehri" anlamındaki "Singa Pura"dan geliyor. Ülkede tabelalarda, metro istasyonlarında alt alta İngilizce, Çince, Malayca ve Hintçe yazıyor. Burada film afişlerindeki gibi hiyerarşik bir durum söz konusu mu, bilemem:)
Son gezilerimizde Singapur'a iş bulmaya giden epey sayıda Avrupalı turistlerle karşılaştık. Canlı bir "expat" hayatı olduğunu tahmin ediyorum. Son gidişimde bir yemekte orada yaşayan Çinli bir öğrenciyle tanışmıştım. Singapur'un havasından çok mustaripti. Çin'i (Shanghai yakınlarında bir şehirde yaşıyordu) özlediğini söylüyordu.
Uzakdoğu’da Singapur, Shanghai ve “Big Lychee” olarak anılan Hong Kong arasındaki bir rekabetten söz ediliyor. Singapur, gerçekten de “yeri dar” olduğundan bu rekabeti daha ne kadar göğüsler bilemiyorum. Ama o yılmadan, yorulmadan göğe doğru yükselmeye devam ediyor. En son, ünlü mimar Moshe Safdie’nin tasarladığı bir Marina Bay Sands yapısı vardır ki bence rahatlıkla dünyanın en çirkin yapılarından biri sayılabilir. Tepesinde de akıl almaz büyüklükte bir havuz tasarlanmış.
Singapur Gökkafes sizi takip ediyor!
Singapur dünyanın en işlek liman şehirlerinden biri. 1800lerin sonunda Joseph Conrad, Vidar'la deniz yolculuklarına bu limandan çıkıyor ve denizci Lord Jim'le burada tanışıyor.
Şehrin kordonu olan bu kısım Quays olarak biliniyor. Bunun dışında görece daha eski yerleşimler olan Little India, Chinatown, Orchard Road ve Arab Quarter bölgeleri var. Sabah erkenden düşmüştük yola. Fakat gün çok çabuk yükseldi.
Yoğun bir şehrin içinde boşluk arıyor insanın gözleri. Singapur o anlamda (mesela Bangkok gibi) istiflenmiş değil, insanın üzerine üzerine gelmiyor. (Yine de gitgide artan nüfusunu nerelere sığdıracağını tartışa tartışa bir hal olmuş diyorlar.) Neyse ki çoğu binanın etrafında, girişinde insana nefes aldıran birtakım boş alanlar bırakılmış. Bizdeki Maslak örneği gibi değil yani. 
Çalışanlar için hayat kolay değil Singapur'da!
Rıhtım tarafında yürürken sakinliğin içine gömülmüş, sürpriz bahçeler de çıkabiliyor insanın karşısına. Nadiren.
Bu da cephesinden dolayı "Durian" olarak anılan kültür merkezi Esplanade. Durian, çok kötü koktuğu için (hakikaten öyle ama lezzetli) bazı mekanlara sokulması yasaklanmış bir meyve. Hatta 500 Singapur doları civarında da bir para cezası var.
Yasak meyve!
Singapur'un İngiliz kolonisi olduğu dönemlerde inşa edilen meşhur Raffles Oteli. Singapur, Sling Kokteyli'nin çıktığı bar olarak bilinen (şu an için turist kaynayan, fahiş fiyatlı bar) Long Bar da otelin içinde. Rudyard Kipling, Somerset Maugham, Herman Hesse, Noel Coward yolu buralara düşen edebiyatçılardan. Otel Conrad'ın da müdavimlerden olduğu söylemekte ısrar etse de yazarın sadece orada gezindiği ama hiç kalmadığı, kalmak için denizci barınaklarını yeğlediği söyleniyor.
İnsan Raffles Oteli'nin avlusunda kolonyal zamanların hayaletlerinin hala gezindiğini hissediyor.
Quays'de tekne ile gezinti yapılabilir ama bana kalırsa çok da gerekli değil. Henüz sizi Singapur'da en sevdiğim yerlere götürmedim ama bana kalırsa şehre en fazla 2 ya da 3 gün ayırmak yeterli. Geceleyin su kenarında bir gezinti güzel olabilir. Geceleri tam bir ışık şenliği yaşanıyor kordonda. Karanlıktan korkan şehirler var böyle, ışıkları hiç sönmüyor.
Gece telefondan okudum ama nedense fotoğraflar açılmamıştı. Bilgisayarı açmaya üşendiğim için sabah yeniden baktım.
YanıtlaSilBizdeki gibi hesapsız ve çirkin bir yapılaşma görünmüyor. Hatta oldukça düzenli göründü bana. E-5'in kenarında, bisküvi kutusu gibi duran Bakırköy Adliyesi kadar çirkin değil mesela o yapı :) Mesleki olarak baktığında, sana defoları da görünmüştür tabii ki.
Haklısın, çok çirkin bir yapılaşma yok. Bu yapıyı sevmeyişimin nedeni yapı yapmanın artık bir gövde gösterisine dönüşmüş olması. Bir şehrin panaromasına bu kadar egemen olacak bir biçime (ve bu görüntüye) cüret edlmesi.
YanıtlaSilİstanbul'dan farkı Singapur'un düz bir platforma oturması ve tarihi olmaması. Biz İstanbul'da tepelerin üzerine bir de gökdelen kondurunca çok tuhaf oluyor, şehrin dengesi iyice bozuluyor. Tarihi yapıların ezilmesi pahasına hem de...Bir dokun bin ah işit gibi oldu, değil mi:)
Yoo, gayet iyi oldu aslında :)
SilO çirkinlikler herkese görünmüyor maalesef. Ben söylendiğimde de "yapanlardan iyi mi biliyorsun" tarzı şeyler duyuyorum çoğu zaman. Biraz ukalaca olabilir belki ama, şehir plancı ya da mimar olmadan da bahsettiğin çirkinlik ve tuhaflıkların -en azından bir kısmının- fark edilebildiğini düşünmekteyim. Durum epey vahim.
Cüretkarlık konusunda 10 kaplan gücündeyiz.
Bence de çirkinliği görmek için mimar ya da şehir plancısı olmaya gerek yok. Durum bana da vahim geliyor. Bir inşaat alanında yaşıyoruz:)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilŞahika hoşgeldin:)
SilOraya küçükken gitmenin bambaşka bir etkisi olsa gerek. Kimbilir neler dikkatini çekmiştir. İklimini bile sevmişsin anladığım kadarıyla. Aslında çok nemli bir iklim, o kadar sıcağa gelemiyorum ben. Yine de o civarlara gidince tuhaf bir rahatlık duygusu oluyor bende. Gezmenin büyüsü işte:)
Sevgiler.
Yanlışlıkla sildim yukarıda yazdıklarımı. İklimini, temizliğini çok sevmiştim yazmıştım. Değişik bir kültür, çok da çözemedim. Sevgiler..
SilAlkım merhaba, fotoğraflara bayıldım. Harika yazmışsın, gitmiş kadar oldum valla.
YanıtlaSilSeda çok teşekkür ederim, sevmene sevindim:)
SilSevgiler!
Yesillikler ne guzelde sehrin koselerine saklanmis
YanıtlaSil