Ana içeriğe atla

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

bangkok seyahat
Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş. 
bangkok
bangkok
Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlaması var. Gezi boyunca bunu bir Taylandlı gibi söylemeye çalışıyorum;)
bangkok
Bu kez bota binmiyorum. Otelin yakınlarındaki, nehir kıyısındaki mahalleyi, Phra Nakhon'u gezeceğim.Tayland'ın en eski üniversitelerinden olan 80 yıllık Thammasat Üniversitesi de bu mahallede. Yukarıdaki bina da üniversitenin ana binası. Yaz olduğu için olsa gerek, çok tenha. 
bangkok
Üniversite yakınlarında Thammasat Katliamı olarak bilinen korkunç bir olay anısına dikilmiş bir anıt var. Cuntacı bir askeri diktatörün Singapur'daki sürgün hayatından sonra ülkeye dönmesini protesto eden öğrencilere polis saldırıyor ve aynı gün içinde 50-100 öğrenci ölüyor. Okuduğum bir yazıda ülkenin bu olayla yüzleşmemesi eleştiriliyor, bunun lise tarih kitaplarında yer alması gerektiği savunuluyordu. Bu arada o zamanki başbakan olayda sadece bir kişinin hayatını kaybettiğini söylüyormuş. Bu olayları zaten bir askeri darbe izliyor.
Ölen öğrenciler adına dikilen anıtta rakam ve harflerle, olayın olduğu gün, 6 Ekim 2519 (1976) yazıyor.
bangkok

Uzakdoğu şehirleri genel olarak çok hareketli. Bangkok da öyle. Her daim yaz olmasının da etkisiyle hayat neredeyse sokakta yaşanıyor. Tuktuklar, mini kamyonet taksiler, motosikletliler, bisikletliler, kaldırım tezgahları, sokak satıcıları, çiçek dizenler yürüyüşlerde sık sık karşınıza çıkıyor. Aslında Bangkok'a harika bir yürüyüş şehri diyemem. Yaya olarak epey engelle karşılaşıyorsunuz. Yine de bir şehri yürüyerek gezmek gibisi yok. (İnadım inat!)
bangkok
bangkok
bangkok






bangkok tayland
Phra Nakhon'dan Dusit bölgesine geçiyorum. Geçtiğim sokaklar Bangkok'ta şimdiye kadar gördüğüm en yeşil ve sakin sokaklar. Aradaki mesafe de az buz değil aslında. Bu bölgede Dusit Sarayı'na giriyorum ve buraya adım atar atmaz farklı bir dünyaya geçiş yaptığımı hissediyorum. Sakin, sessiz, kuşların cıvıldadığı, türlü ağaçların ve çiçeklerin olduğu bir yer burası. Dusit Sarayı'nın en önemli binası Vimanmek Köşkü. ("Bulutlardaki köşk" demekmiş.) Dünyada tik ağacından yapılmış en büyük ahşap bina. (Aklıma Büyükada'da, Vallaury'nin yaptığı Rum Yetimhanesi geliyor. O da sıralamaya girecek büyüklükte bir ahşap bina.) Binanın içi gezilebiliyor fakat fotoğraf çekilemiyor. Vaktiniz varsa muhakkak gezin derim. Hem saray yaşantısı, ilginç mobilyalar, devletler arası birtakım yazışmalar, tuhaf hediyeler hakkında bilgi ediniyorsunuz.

Daha sonra bir otobüse binip Bangkok'un karmaşasına ve renkli sokak hayatına geri dönüyorum. Bangkok renklerin şehri! Kırmızılar, sarılar, renk renk kumaşlar, tropik meyveler, Buda'ya sunulan çiçekler, turuncu kıyafetli Budist rahipler... Hep bir renk cümbüşü. Sık sık karşınıza çıkan taze meyve suları sıcaktan ve yürümekten bitkin düşmüş gezginler için birebir. 

Otobüsle büyük meydana geldiğimde yorgunluktan ölmek üzereyim. Buluşma yerimiz buraya çok yakın fakat ben kayboluyorum ve köprü altlarından, yol kenarlarından geçerek epey maceralı bir yürüyüş sonrasında Clezio ile buluşmayı başarıyorum. Akşam vakti, arkadaşımızın söylediği restoranı buluyoruz sonunda: Lemongrass. Yeşil bir bahçe içinde, çok büyük olmayan ama belli ki turistlerin haberdar olduğu bir restoran. Yeşillikler içinde olması çok da olağan dışı bir durum değil. Çünkü bıraksan her yerin yeşilin içinde kaybolacağı kadar çok yağmur yağıyor bu şehre. Yemek fiyatları ortalamanın biraz üstünde. Fakat yediğimiz her şey çok lezzetli. (Özellikle kalın bir şişe geçirilmiş karides.) Bu da çok olağan dışı bir durum değil çünkü Tayland'da yemekler hakikaten güzel. Beni bu ülkede bıraksalar günlerce pad thai yiyebilirim -kahvaltıdan feragat! bunu ben mi söylüyorum?-, o kadar seviyorum. Benden restoran yorumcusu olmazmış, bunu da anlamış bulunuyorum:)
bangkok tayland

bangkok

bangkok


bangkok




bangkok

bangkok



bangkok


bangkok yemek


Yorumlar

  1. Ben hiç yurt dışına çıkmadım. :) bu kadar çok yer gezdiniz, niye hala Japonya' ya gitmediniz?
    Gitmek istediğinizi düşünerek bu soruyu sordum. :)
    ve profille ilgili yorum yazsam da burada ki bir çok yazıyı okudum, fotoğrafları inceledim.
    Ayrıca iki mırmırı da merak ettim. :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kedili teyze, cok guldum sorunuza. "kismet" diyeyim cevap olarak :) sanirim sirasi gelmedi henuz. Hem gidersem profil yazisini da degistirmek zorunda kalacagim;)

      Sil
    2. Unuttum yazmayi. Mirmirlarin fotolarini diger blogda (nezlelikarga.blogspot.com) sag sutunda gorebilirsiniz. Sevgiler!

      Sil
    3. Ah siz kusuruma bakmayın lütfen.Çok yoğun bir zaman diliminde (kedi ameliyatı ve benim kursta sınav) arasında gelip cevabınıza baktım.sonra da hemen gidip kedilerinize baktım,
      kendime "aah ama son iki yazıyı okudum,kedileri niye farketmedim? hani senin algıda -kedi- seçiciliğin" kızdım.
      o telaşım bitince size gelip "çook tatlılaar" diyecektim.
      Unuttum.(burada utanan bir sesi duyun lütfen)
      Hııım, bence beni de cebinize koyup, Japonya'ya gidin. O da değişiverir, ne olacak? :)
      Fakat her yerde nikim, mail adresim filan olan "patina kali" gürcüce küçük kadın demek.
      Ama hiç öyle değilim, Ne yaşım, ne kilom. :)
      Zayıflarsam adımı o zaman "didi kali" olarak değiştireceğim, o da büyük kadın demek.
      Yani, uzun lafın kısası: o cebe nasıl girerim işte onu bilmiyorum.:)))

      Sil
    4. Sabah yorumunuzu okurken çok güldüm. Bu ne tatlı bir yorumdur böyle:)
      Patina Kali ismini çok sevdim, Didi Kali'den daha güzel geliyor kulağa. Siz değiştirmeyin bence isminizi. Bu arada, ben de kısa bir seyahat yaptım kuzenimin kedisini götürmek üzere. Benim de günlerim epey kedili geçiyor yani. Bir de kış başı eve gelip gitmeyen bir siyah -simsiyah- kedicik var. Henüz ismi bile yok. Geçen kış gelip de kalanı söylemiyorum bile:)
      Şimdi yazınızı okuyunca düşündüm de profil yazısını "henüz Patina Kali ile Japonya'ya gitmedi" olarak mı değiştirsem acaba?
      Güzel bir gün diliyorum size. Sayenizde benim günüm çok güzel başladı.
      Sevgiler.

      Sil
    5. :) ooh neyse, yoladıktan sonra ne kalabalık yazdım diye utanmıştım. Siz de benim günümü çok güzel başlattınız. Teşekkür ederim. :). Zaten didi! kali olmam biraz zor. İnat ediyor kilolar. :)
      Aah bende benim karaoğlum çitlembiğmi yazacaktım sırada. :) severim çok karaları. :)
      Çok zarifsiniz, burada yazmanız yeter, hhiç belli olmaz belki bir gün gerçek olur. :)
      Sevgilerimle. :)

      Sil
    6. Ben ilk kez bir kara kediyle bu kadar yakın oldum. Çok komik ve tatlı bir şey, kimi zaman bir gölge ya da halının üstünde kocaman bir leke gibi. Gözler derseniz, görünmüyor bile!
      Neden olmasın, yolculuklar biraz da tesadüfler sonucu gelişioyor zaten. Kapıları açık tutmak lazım:)
      Çitlembiğe de selam!
      Sevgiler.

      Sil
  2. Merhaba Alkim,
    Yazini cok sevdim, cok keyif alarak okudum ve Bangkok'u özledigim gercegini bir kez daha farkettim:) Neyse ki bir aya kadar yolumuzu tekrar düsürecegiz oralara:) Odanin manzarasina da ayrica bayildim. Tam olarak nerededir, adi, adresi, telefonu var mi bana verebilecegin?
    Sevgiler,
    Serap
    http://gezgindirgezeninadi.blogspot.de/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ay sonra karsilasiriz belki;) gerci henuz kesinlesmedi planlar.
      Otelin adi Navalai River Resort. Phra Nakhon bolgesinde. Biz cok guzel bir promosyona denk gelmistik. Umarim size decrastlar.
      Cok sevgiler!

      Sil
    2. :) ne güzel olur ya... Planlari netlestirince haberim olsun o zaman:) biz 31 Aralik-1 Ocak Bangkok'tayiz, sonra Ko Lanta ve Lipe düsünüyoruz.
      Otele baktim, yer yokmus ne yazik ki ama bölge aklimda, cok pratik, her yere yakin...
      Tesekkürler,
      Serap

      Sil
    3. Serap gidersek o tarihlerden sonra gidecegiz buyuk ihtimalle ama yine de haber edecegim. Otelde yer olmamasina sasirdim. Yilbasi olmasi nedeniyle herhalde. Size simdiden cok guzel bir seyahat diliyorum. Sevgiler,

      Sil
    4. Aaa, iki sevdigim arkadasim Serap ve Alkim ayni yorumun altinda burada! :)) Bu gezginler ve bloggerlar dunyasi da pek kucuk canim :)

      Ayrica Alkim, su Bangkok yazilarini yeni okuma firsatim oldu ve Tayland sevdam depresti yine. Bu arada irmak kenari otelini ben de cok begendim, bir dahaki seferimize Khao San'in backpacker otelleri yerine burayi tercih edebiliriz. Malum Maya Hanim ile seyahat butcelerimizi ve luksumuzu birazcik artirmak gerekecek ;)

      Cok opuyorum ikinizi de!

      Şilan

      Sil
    5. Aaa siz tanisiyor musunuz? Bilmiyordum, surpriz oldu bu. Bangkok'u ben de ozledim , dogrusu sasiriyorum buna cunku oradayken cok sicak ve karisik gelmisti. Navalai'de severek kalmistik. Ah ah, ozledim cidden:)
      Sevgiler Silancim, Maya'ya da opucukler....

      Sil
  3. Çok ilginç ve farklı bir dünya. Şimdilik gezilerimi farklı noktalara yapıyorum. Uzak doğu ilginç ama o denli uzak geliyor. Elinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzak dogu uzak hakikaten, hem belli bir butce hem de zaman ayirmak gerekiyor ama butun bunlara degiyor;)
      Uzak ya da yakin, her seyahatin ayri bir hissi ve tadi oluyor. Iyi gezmeler size de.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...