Ana içeriğe atla

krakow ve bir tren yolculuğu

night train
Varşova'dan Krakow'a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Aslında yolu üç saatte kateden trenler de var. Biz günübirlik gittiğimiz için sabah erken saatte orada olmak istiyoruz ve daha hesaplı olan 6 saatlik gece trenini seçiyoruz. Yarı uyur yarı uyanık, gece karanlığında kimbilir hangi kasabalardan geçerek ilerliyoruz. Trenler sıcak mı sıcak, bizse sıkı sıkı giyinmişiz. (Özellikle dönüş treninde, kalabalık bir kompartmanda sıcaktan helak oluyoruz.)
winter train

winter train
Gün aydınlanmaya başladığında tren yolunun kenarındaki kasabaları görüyoruz. Donmuş tarlalardan geçiyoruz. Her yer sessizlik ve kar altında... En son ne zaman karlı bir tren yolculuğu yapmıştım diye düşünüyorum, hatırlayamıyorum.
train trip
krakow central
Tren istasyonundan şehrin merkezine doğru yürüyoruz. Krakow yürüyerek gezilebilecek büyüklükte bir şehir. Varşova'daki ışıksız günlerden sonra güneşli bir sabaha gelmiş olmak mutlu ediyor hepimizi. Yine de aldanmayın, hava soğuk!
zapiekanka
Zapiekanka ile güne başlıyoruz. Krakow Şehir Rehberi'nde, "Krakow'a gidip da Plac Nowy'de zapiekanka yememek Dublin'e gidip Guinness içmemek gibi bir şey" diyor. Biz sabah mahmurluğunu üzerimizden atamadan karşımıza ilk çıkan dükkana giriyoruz. Zapiekanka, seyahatlerde benim gibi kahvaltı sıkıntısı çeken birisinin derdini sona erdirebilecek kadar ekmek ve peynir içeren bir yiyecek:)) Kızarmış ekmek üzerinde erimiş peynir ve istediğiniz malzemeler (mantar, sosis, salça, vs.).
hotel polonia krakow
Krakow 17. yüzyıla kadar başkent olarak kalıyor. Polonya'daki büyük şehirler içinde II. Dünya Savaşı'nda tahribat görmemiş tek şehir aynı zamanda. Bu nedenle, ortaçağ zamanından kalma pek çok yapı barındırıyor.
krakow park
Eski şehrin bulunduğu bölgenin etrafı eskiden surla çevriliyken şimdi bir yeşil alan bandıyla kuşatılmış. Wavel Tepesi, Pazar Meydanı ve Kazimierz eski şehirde ilk olarak gezilecek yerler.
krakow student monument
Küçük şehir meydanında, St Barbara Kilisesi'nin önünde, bir ortaçağ öğrencisini temsil eden "öğrenci" anıtı.
krakow market square
Avrupa'nın en eski kapalı çarşılarından biri olan "Kumaş Pazarı"nın önündeki Pazar Meydanı (Rynek Glowny). Burası Ortaçağ Avrupası'nın en büyük meydanı. (Pazardaki tezgahlara bakmaktan fotoğrafını çekememişim.) Halka açık infazları, kumaş ve baharat tüccarlarını, Nazi subaylarını görmüş. Kafelerinde (Noworolski Kafe) Lenin ve belki de buralı olduğunu yeni öğrendiğim bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem oturmuş.
Hatta biraz daha abartıp diyebilirim ki Veronica'nın İkili Yaşamı filminde Weronica'nın kendine tıpa tıp benzeyen Veronica'yı gördüğü meydan burası! O filmi ve müziklerini unutmam kolay değil. Toronto'da yaşarken Polonyalı bir arkadaşımdan Veronica'nın İkili Yaşamı filminin soundtrack albümünü istemiştim. Bulamayıp Mavi filminin albümünü getirmişti. Kieslowski'nin gözünden çok daha melankolik bir havası vardı şehrin.
krakow market square
Oysa pazar tezgahlarının yayıldığı bu meydan gayet neşeli görünüyor gözüme. Etrafta ekmekçiler, sosisçiler, (o benim deneyemediğim ve ismini hatırlamadığım, içimde kalan tatlı), çiçekçiler, boncukçular, porselenciler ve Krakow'da sık sık karşınıza çıkan kehribarlı tasarımların dizildiği takıcılar var. Bir bahar günüymüş gibi sakin sakin dışarıda oturup bir şeyler yiyor insanlar. 
krakow market square
Heidi'nin ekmeklerinden de var!
krakow trololo
Trololo her yerde!
river wisla
Vistula nehri kıyısı. Karşı tarafta Schindler'in, müzeye dönüştürülen tencere fabrikası yer alıyor. Fakat zamanımız kalmadığından gidemyoruz. Bunun dışında Krakow'a 15 km uzaklıktaki Unesco Dünya Mirası Listesi'ndeki Wieliczka Tuz Madeni gidilmeyi hakediyor. Auschwitz Toplama Kampı da Krakow'a 60 km uzaklıkta. Bir dahaki sefere!
wavel hill
Ve nehrin kenarında bir tepelikte yer alan alan 14. yüzyıldan kalma Wavel Tepesi. Pazar Meydanı'ndan, çok iyi korunan binaların yan yana sıralandığı Kanonicza Sokağı'na geçip güzel bir yürüyüş yoluyla buraya varıyoruz. Wavel Tepesi, Polonya krallarının, piskoposların ve kimi şairlerin gömüldüğü yer de olan Wavel Katedrali (yukarıda görülen bina), kraliyet şatosu ve surlardan oluşan büyük bir yapı kompleksini barındırıyor.
sigsmund chapel
 Wavel Katedrali'nde tamamen İtalyan mimarisi özellikleri gösteren bakır kaplamalı Sigismund Şapeli
wavel courtyard
 Wavel Tepesi'nde bir Rönesans avlusu. Rönesans düzeni, buralara getirtilen İtalyan mimarlarla birlikte mimariye giriyor ve şehirdeki hakim gotik mimariyle birleşip Polonya'ya özgü bir türü ortaya çıkarıyor. 
wavel renaissance courtyard
Wavel'in içine girip müzelerini gezmeye zamanımız olmadığından dışarıdan bakmakla yetiniyoruz. Avluda biraz dolanıp o sırada ilahiler söylemeye başlayan bir çocuk korosunu dinliyoruz. Sesleri, eriyip oluklardan akan, avlunun taşlarına damlayan kar seslerine karışıyor.
krakow winter
Bize göre hava :) (Emrah'ın objektifinden Aslı)
krakow kazimierz
Wavel'in yakınındaki Kazimierz'e (eski Yahudi mahallesi) geçiyoruz. Burası sanırım Krakow'da beni en çok etkileyen yer oldu. Özellikle bir meydanı andıran Szeroka Caddesi'ne girdiğim anda kendimi başka bir dünyaya giriyormuş gibi hissettim. 
krakow kazimierz
İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudiler buradan çıkarılıp bir kısmı toplama kamplarına bir kısmı da nehrin karşısındaki Podgorze bölgesindeki gettoya yollanıyor ve orada öldürülüyor. Oskar Shindler'in fabrikası da bu gettoda yer alıyor.
Daha sonra bu mahalle harabeye dönüyor. Komünist dönemde şehrin en tekinsiz bölgelerinden biri oluyor. Tuhaftır ki, Spielberg'in 1990'larda Schindler'in Listesi için buralara gelmesinden sonra burası tekrar ilgi görüp canlanmaya başlıyor. Şu anda kafeler, restoranlar, müzeler, sinagoglar yer alıyor. Arka sokaklarda daha terkedilmiş bölgeler de karşınıza çıkıyor. İnsan bu meydanın şimdiki haline bakıp bir zamanlar yapılan kıyımı hayal edemiyor. Son yıllarda buraya epey Yahudi'nin gelip yerleştiği söyleniyor. 1988'den beri de yazları 9 gün süren Yahudi Kültür Festivali yapılıyormuş.
krakow kazimierz

krakow kazimierz restaurant
Burası da Avrupa'nın eski bohem kafelerini andıran, atmosferiyle insanda yan masanızda o dönemin edebiyatçılarından biriyle karşılaşağınız hissini veren bir yer. Maalesef yer olmadığından oturamadık ama Aslı'yla benim içimde kaldı. Siz ne yapıp edip gidin buraya, sonra muhakkak beni de haberdar edin:)
krakow kazimierz
Krakow'un gün boyu eski sokaklarında dolaşmak bu şehirde yapılacak en güzel şey gibi görünüyor bana. Hava erkenden kararıyor, biz de akşam trenine yetişmek için biraz acele ediyoruz. Kazimierz'in ıssız ve loş sokaklarında biraz da olsa şehrin geri kalanından farklı bir atmosferi yaşıyoruz.
krakow market square
Dönüşte son bir kez Pazar Meydanı'na uğruyoruz. Tezgahlar yine hareketli. İnsanlar yine soğuğa aldırmadan dışarıda oturup yemek yiyebiliyor. Şu çılgın Polonyalılar!
night train
Yol boyu kalabalıklaşacak ve gitgide ısınacak olan kompartmanımız. 
night train
Tekrar görülmek istenen bir şehir daha arkada kalıyor. Na razie Krakow!




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...