Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş.  Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlamas...

bangkok'ta ilk gün: büyük saray

Uyandığımda mavi bir gök bulmak şaşırtıyor ve sevindiriyor beni. Hava sıcak! Büyük Saray'a gitmek için bota biniyorum. Büyük Saray , görkemli bir yapılar kompleksi. 1920'lere kadar kraliyet sarayıymış. Şimdi sadece bazı özel kraliyet törenlerinde kullanılıyormuş. Özellikle Güneydoğu Asya 'da hiç tapınak gezmemiş olanlar için etkileyici bir deneyim olabilir bu gezi.  İki öneri: 1. Saraya giderken kıyafetinize dikkat edin! Şortla veya askılı ya da kolsuz bluzlarla girilmiyor. Kimi zaman sandaletlere de izin vermediklerini duydum. Girişinde kıyafeti uygun olmayanlara kıyafet veriliyor. Yine de en iyisi hazırlıklı gitmek. Bir de turistleri kafalamaya çalışanlar olabiliyor. 2. Yanınıza su almayı unutmayın! Girişte rehberle birlikte gezen neşeli bir grup görüyorum. Rehber nereden geldiniz diye sorunca "İsrail" diyorlar. O sırada yan taraftan beyaz, uzun bir entari giymiş, sevimli biri atılıyor: "Biz de İranlıyız. İranlı...

bangkok bangkok!

Bangkok’a eylül ayının sonlarına doğru gidiyoruz. Bir şehre gündüz vakti gelmek gibisi yok ama gece uçakta uyuyamadığımdan uykusuzluktan ölüyorum. Yine de otele yerleştikten sonra kendimizi sokaklara atıyoruz. Bangkok’un sıcağı ilk anda çarpıyor insanı, en güzeli durumu kabullenip fazlaca üzerinde durmamak. Sıcak işte, hatta çok sıcak. Napalım. Puslu gökyüzü ve nemli havasına rağmen Bangkok'un henüz görünmeyen yüzünden umutluyum. Navalai River Resort adında bir otelde kalıyoruz. Turistlerin, özellikle de sırtçantalı Avrupalı turistlerin kaynadığı, “yerel” bir şeyler görmek isteyenlerin burun kıvırdığı Khao San Caddesi 'ne yakın, nehir kıyısında bir otel. Khao San'da  taze sıkılmış meyve suları (mango suyu içiyorum!), türlü ayaküstü atıştırmalıklar, tişörtler, kıyafetler satılıyor, sayısız otel, pansiyon ve dükkan yan yana sıralanıyor… Reggae, hip-hop, bütün müzikler birbirine karışıyor. Bir yanda da vızır vızır işleyen bir trafik. Fotoğraf makinesini Bangkok...