Ana içeriğe atla

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş.  Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlamas...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...