bilbao ve guggenheim müzesi

"Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi'nin mimarı Frank Gehry'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara "I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim) başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :) 
Bilbao, Santillana del Mar'dan San Sebastian'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao, 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müze Bilbao'yu "haritaya yerleştiriyor."
Frank Gehry'yi çocukluk hayallerini gerçekleştiren biri olarak düşünebilir miyiz? Tabii ki düşünebiliriz :) "Balık" imgesine olan düşkünlüğüye bilinen Gehry, bina cephesinde balık pullarını andıran ve güneş ışığı altında ışıl ışıl parlayan (ve bir hayli pahalı olan) hareketli titanyum panelleri tercih ediyor. Böyle amorf bir yapının, etrafında dolaştıkça değişen görünümleri, size sunduğu perspektif zenginliğini tahmin edebilirsiniz. Aklıma Calatrava'nın Valencia'daki yapı kompleksi (Ciudad de las Artes y las Ciencias) geliyor. Orada gezerken de aynı hisse kapılmış, onlarca fotoğraf çekmekten kendimi alamamıştım. Tabii bir güney şehri olan Valencia'da pırıl pırıl bir gökyüzü vardı ve Calatrava'nın beyaz yapı silüetleriyle göz alıcı bir kontrast yaratıyordu. Burada yağmurlu Bask havasına ve külrengi bir gökyüzüne elimiz mahkum.

Jeff Koons'un metal bir iskelet üzerine çiçeklerle kaplanmış, Puppy isimli heykeli müzenin girişinde yer alıyor. Yılda iki defa değiştiriliyormuş bu çiçekli örtü. 1997'de bahçıvan kılığındaki 3 ETA'lı, müzeyi uçurmak üzere bu heykele bomba yerleştirmeye kalkıyor. Sonra bir polis tarafından durum önleniyor. Bu meydana da olayda hayatını kaybeden bu polisin soyadı (Aguirre) veriliyor.
Guggenheim Müzesi'nin aşağıya doğru meyilli, tipik olmayan girişi. Biz gezemedik ama müzenin "Matter of Time" kalıcı sergisinin dışında sergilenen eserler açısından çok heyecan verici bir yanının olmadığı söylenir. Zaten bu kadar iddialı bir tasarıma sahip bir müzede sergilenenler ne olursa olsun müzenin mimarisiyle yarışamaz bence. Bu konuyu, mimarlık öğrenimi sırasında epey konuşurduk. Gehry'yi pek havalı bulur, şehir dokusunu hiçe sayıp saymadığını tartışırdık. Oysa bakın, battaniye arıyormuş :) Sevimli şey!
Binanın günbatımında büründüğü renklerin ve gece ışıklandırmasıyla sular üzerindeki yansımalarının çok güzel olduğu söyleniyor. Biz göremedik maalesef. Bilbao umudunu star mimarlara bağlıyor. Norman Foster metro sistemini, Katalan mimar Santiago Calatrava havaalanını ve bir üst geçidi, Japon mimar Arata Isozaki Isozaki Towers'ı yapıyor. 2010'da Fransız mimar Philippe Starck Bilbao'da bir şarap mahzenini renove edip Alhondiga Kültür ve Eğlence Merkezi haline getiriyor. Burayı görmek isterdim fakat sonradan haberim oldu. Siz Bilbao'ya yolu düşenler, görün görebilirseniz, bana da haber edin :)
Nervion nehri ve Louise Bourgeois'in dev örümcek heykeli Maman (Ana). Bu heykelin hoş bir hikayesi var: Örümcek figürü heykeltıraşın imzası haline gelmiş. Nedeni sorulduğunda o da, dokumacı olan annesiyle benzer bir iş yaptığından dolayı örümcek figürünü seçtiğini söylüyor. Vigo yazısında da söylediğim gibi kentlinin özgürce etrafında dolaşabildiği, kente bir kişilik kazandıran bu sokak heykellerine bayılıyorum!!!
Böyle bir karenin bu kadar renkli olabilmesi İspanya'ya mı özgü acaba?
Yağmur çiselerken şehir merkezine yürüyoruz. Karanlık bulutlardan mı bilmem ama şehrin neşesiz bir çehresi çıkıyor karşımıza. Burası kafamdaki İspanyol şehri resmiyle örtüşmüyor bir türlü.
Yağmur altında Bilbao.
Gelelim işin lezzetli kısmına. Bask yemekleri denince akan sular duruyor İspanya'da. Biz de "nihayet doyacağız" diye çok mutluyuz! Plaza Nueva'nın bir köşesindeki Bar Gure Toki'yi gözümüze kestiriyoruz. Güneyde tapa olarak anılan atıştırmalıklara burada Pincho (İspanyolca) / Pintxo (Baskça) deniyor. Ama tapalara göre hem daha çok çeşit var hem de daha lezzetli.
Biraz daha yakından bakacak olursak...
Beyler etçil azıcık ama ben buraların en çok ekmeğine ve peynirine bayılıyorum doğrusu. Bir de kırmızı şarap!
Şehirden ayrılırken güneş çıkıyor, balık pullarının üzerinde oynaşıyor ve elbette Guggenheim'ı bir kere daha fotoğraflamak icap ediyor. Bilbao'yu yazmaya giriştim ama sanırım kaçınılmaz olarak Guggenheim Müzesi yazısı oldu bu. Sırada "gezginlerin aşırı acıklı San Sebastian serüveni" var.

Yorumlar

  1. Çok ilginç bir yapıya benziyor. Valencia'daki bilim parkından etkilenmiştim. İspanya'nın kuzey bölümünü merak ediyorum. Umarım bir gün sıra gelir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, Valencia'daki bilim parkından ben de çok etkilenmiştir. Bir de Guggenheim'a göre epey geniş bir alana yayılıyor.

      Güney İspanya'nın yeri bende ayrı ama kuzeyin güzelliği de kendine has, epey yağışlı ve yeşil bir bölge, bir kuzey havası var İspanya'dan çok. Umarım gidersiniz :)

      Sil
  2. ilkkez görüp şaşırdığım yerlerden biri, güzel yazı olmuş eline sağlık :)

    YanıtlaSil
  3. O muhtesem Bilbao'dan bu kadarmi ? bu kadarsa gercekden yazik etmissiniz ,verdiginiz paraya ve zamaniniza

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilbao zaman kısıtı nedeniyle gezi programımızda olan bir şehir değildi, San Sebastian'a giderken 3-4 saatliğine uğradık. Öyle olunca da pek keşfedemedik.

      Sil
    2. Bilbao demek,eski sehir,tepeden sinirsiz bakmak,tren gari,arka sokaklar,nehir kiyisindaki tiyatro demek.
      Inanin Bilbao kendine ozgu bir dunya! lakin 1 hafta kalmaniz lazim.
      Ha bu arada yemek seviyorsaniz,ara sokaklardaki tapaslara gidin ,hem ucuz hem daha cok cesit vardir...
      Lakin her tapasla beyaz sarap icilmez..
      saygilar

      Sil
  4. Budapeşte harika bir şehir. Orta avrupa için vazgeçilmeyecek bir nokta

    YanıtlaSil
  5. Sapanca otel fırsatlarından yararlanarak bu hafta sonunu huzur ve konfor içinde geçirmek istemez misiniz? Göz alıcı güzellikteki bu coğrafyada, yeni açılan kaliteli otellerde kalacak, manzaranızın tadını çıkaracaksınız.Daha fazla bilgi için sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
    http://www.sapancaotel.com.tr/
    #sapanca #sapancaotel #sapancaoteller

    YanıtlaSil
  6. Doğal minerallerden oluşan, masif, gözeneksiz ve homojen bir rahatlık Corian ile evlerinizde… Geniş kullanım alanı ve dayanıklı yapısıyla uzun ömürlü ve şık mutfak tezgahlarınız, deneyimli tasarım ekibimizin ellerinden çıkarak istediğiniz yere uygulanıyor, konforunuz sağlanıyor.
    http://www.fourel.com.tr/corian-tezgah/
    #fourel #coriantezgah #akriliktezgah

    YanıtlaSil
  7. İlki başarıyla tamamlanan SEO Eğitim Zirvesi’nin ikincisi önümüzdeki ay, 25 – 26 Mart tarihlerinde tekrar düzenlenecek.
    Dijital dünyanın nabzını tutan eğitmenler tarafından hazırlanan SEO Eğitim Zirvesi programı 2 gün toplam 20 konuda SEO’nun tüm tekniklerini öğrenmenizi ve merak ettiğiniz konularla ilgili bilgilenmenizi sağlayacak.
    http://www.seoegitimzirvesi.com/
    #seo #seoeğitimi #seoakademi

    YanıtlaSil
  8. Aura Klima Servisi Aynı Gün Bakım Arıza Tamir Servis Hizmetleri. Kaliteli Hizmet İçin Aura Servisi
    http://aura.klimaservis.com/
    #klimaservis #auraklimaservis #auraklimaservisi

    YanıtlaSil
  9. Büyükada'nın en güzel kahvaltı mekanları

    YanıtlaSil

  10. Ömer Polat Diş Kliniği – Ortodonti Tedavisi Estetik Diş Hekimliği
    Ömer Polat Diş Kliniği, çocuk ve yetişkin ortodonti tedavisi, gülüş tasarımı ve diş beyazlatma, estetik diş hekimliği ile implant ve kanal, dişeti hastalıkları tedavileri.
    http://www.omerpolatdisklinigi.com/

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar