Ana içeriğe atla

ubud sokaklarından notlar

Nerede kalmıştık? Ubud'da...Hmm, ilginç.
Kendime gülüyorum, herhalde tek bir yerden bahseden nadir bir seyahat bloğu olmayı başardım. Adı da o yüzden "Haritada Bir Nokta" ya. Sadece tek bir nokta;)
Biz kalalım biraz daha burada. Aceleye mahal yok. Sokaklarında dolaşalım biraz.

Bu çocuklarla ara sokaklardan birinde tesadüfen karşılaştım, Fareli Köyün Kavalcısı'nın peşine takılırcasına düştüm arkalarına. Onlar Galungan müziği yapacaklar. 

Oturdular evlerden birinin önüne.

Büyük bir ciddiyetle hazırlıklarını tamamladılar.
Derken iyiliği temsil eden Barong çıkageldi. 
Çocuklar çaldı, o dansetti.
Hindularca en saygı duyulan tanrı Ganeşa ve bir taş işçisi çıktı daha sonra karşıma. Ev miydi tapınak mıydı bilemedim. Belki de bir turizm işletmesi.
Çarşıdan dönen çocuklara rastladım.
Hemen bana poz verdiler;)
Ubud sokaklarında çocuklarla karşılaşmak güzel!
Kardeş olabilirler mi? Onu bilmem de bu çocuklar kamera önünde olmaya çok alışıklar;)
Ubud'dan sokak manzaraları.
İsmini bilgi ve hikmet sahibi tanrı Ganeşa'dan alan, turistlere yönelik bir kitapçı.
Motosiklet, Ubud'un, Bali'nin, Endonezya'nın vazgeçilmez ulaşım aracı.
Ve şehre gece indi, danslar başladı. Her gece, farklı tapınaklarda yer alan farklı danslar. Tapınakların önünde Galungan müziğin krom tınıları. Bambaşka bir dünyanın danslarından sonra, inanış gereği kulağınızın arkasına iliştirilen bir frangipani çiçeğiyle tropikal geceye karışıyorsunuz. Barong'un iyicil güçleri üzerinizde kalıyor bir süre.

**Eğer tek bir dans görme şansınız varsa son derece zarif bir dans olan, ellerin ve yüz mimiklerinin önemli rol oynadığı Legong'u seçmenizi öneririm. Yukarıdaki kare de o dansa ait. Onun dışında köyün erkeklerinin bir araya gelip sadece kendi çıkardıkları seslerle bir müzik yaptıkları, Baraka filminde de yer verilen, Kecak dansı da çok ilginç.



Yorumlar

  1. sinir olduğumu belirtmeyi bir borç bilirim!! :)

    görsel şölen tabiri var ya... şuraya koysak, yerini yadırgamaz wallahi (:

    elinize sağlık...

    YanıtlaSil
  2. saçaklı, artık ben de oralardan uzaklardayım;)
    şimdi yorumdan sonra bir kez daha baktım fotolara. sokaklar insanlar, vs. hakikaten çok renkli bir dünyaymış. ah ah...

    sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. "Tek bir nokta". Çok güldürdün yine beni Alkım.
    Gerçekten bu kadar geleneksel mi hala oralar, yoksa senin bir gezgin olarak başarın mı bu merak ettim. Ne olursa olsun Bali'ye gitme isteğim tavan yaptı. Bir vakitler iki arkadaşım gitmişti Bali'ye. Ama onların Bali'si deniz, güneş, 5 yıldızlı otel tarafıydı, tam bir hüsranla geri dönmüşlerdi. Ve hiç bir şey yok Bali'de demişlerdi, hiç bir şey. Senin gösterdiğin bu güzellikleri gördüklerini hiç sanmıyorum, merak edip gitmeden araştırdıklarını da. "Orada bir şey yok" sözüne sinir olurum ben, bunu nedense çok kolay söylüyor insanlar. Oysa küçük bir kasabada, mahallede bile öyle çok şey keşfedebilirsin ki. Neyse, işte öyle onların o söylenmelerini hatırlattı bana bu yazın.
    Çok güzel bir gezi yazısı yine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Ah Işın, arkadaşların adına gerçekten üzüldüm. Koca bir kayıp! Onlar muhtemelen Kuta'da bir tatil köyüne gittiler. Kuta, deniz kenarında, turizmin yokettiği ve bana kalırsa çok kötü bir şehir. Üstelik denizi de kötü. (Oraya sörf yapan Avustralyalı üniversite öğrencileri geliyor akın akın. Haliyle gece hayatı filan renkli ama hiç gidilmezse hiç bir şey kaybedilmez;)

    Ubud'da kalmadan yapılan bir Bali gezisi çok eksik kalır. Ubud, deniz kıyısında değil, adanın neredeyse tam ortasında. Fotoğraflardan da anlayacaksın, çok zengin bir kültürü var, o kültürün izlerine her yerde rastlamak mümkün. Bu benim şansım değil. Bu arada yanlış anlaşılmasın, Ubud da turistik bir şehir fakat çok daha sakin ve kültürel açıdan zengin bir yer. Baksana terkedemedim hala;)
    Gitmeyi düşünürsen haberim olsun, belki bir yardımım dokunur Işın. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. meğer biz hiçbi şey görmemişiz ki?! bunları okuyup yine gitmek farz oldu... ubud'dan hatırımda kalan, muazzam manzara, lavak hayvanı, salak meyvesi :) ve içtiğimiz güzel kahve.. dünyaları verirdim o anlara geri dönmek için!

    YanıtlaSil
  6. sevgili herşeyci, belki de aynı kahve plantasyonuna gitmişizdir;) fakat ben lavak (ya da luvak mıydı?) kahvesinden içmedim. şimdi de keşke içseymişim diyorum.tekrar gitmeyi ben de çok isterim...
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. Merhaba Alkım Hanım,
    Bugün şans eseri internette gezinirken bloğunuza rastladım ve hemen sık kullanılanlarıma ekledim. Paylaştığınız Ubud yazılarınızı çok büyük bir keyifle okudum. Sayenizde,geçen seneki Endonezya maceram aklıma geldi ve Ubud'u ne kadar fazla özlediğimi farkettim.
    Yazılarınızı okuduktan sonra, tatil hakkımı yine Bali- Ubud'a gitmek için kullanacağım sanırsam :) Paylaşımınız için teşekkür ederim. Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle..

    YanıtlaSil
  8. Çok teşekkürler, sevindim yazıları beğenmenize. Bu blog aracılığıyla aynı yeri gezdiğim ya da oraları gezmek isteyen, merak eden, yeni yerlerle ilgilenen birilerine ulaşmaktı niyetim! İnternetin sonsuzluğuna rağmen birileriyle buluşmak, karşılaşmak mümkün oluyor demek ki!
    Ubud, özlenmeyecek bir yer değil. Yeryüzü cenneti diyorum ben. Doğrusu ben de tekrar gitme hayali kurmuyor değilim. Endonezya da bir derya. Java'dan da bir kaç yeri yazmak istiyorum. Tabii Ubud'dan ve Bali'den çıkmayı başarabilirsem;)
    Ben de size güzel bir hafta diliyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. tamamlamam gereken bir rapor varken,kendimi orada hayal edip duruyorum.
    Sn Alkım,eğer müdürümden paparayı yersem,sizi hiç affetmeyecegim ^^
    Devamını bekliyorum ..ama raporumu bitirince yayınlayın olur muuuuuuu :)

    YanıtlaSil
  10. KavrukSusam benim bir önerim var. müdüre de gösterelim fotoları, işi unutup biraz gevşesin! garantisi yok tabii;)

    YanıtlaSil
  11. Olá Alkin, que belas fotos e resumo de sua viagem para Abud. Já estou seguindo seu blog, muito bom !!!Abraços de coração, Edna Das Catarinas Brazil.

    YanıtlaSil
  12. Hola Edna Das Catarinas, encantada:)
    De verdad, es Ubud, un pueblo precioso!
    Abraçoş,

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...