Ana içeriğe atla

kuzeyde bir yer: lovina



Bali'nin kuzeyindeki Lovina'ya giderken yol boyu dışarıyı seyrediyorum. Yolda geçilen köyler olur. Uzaklarda bir yerde sizin hiç bilmediğiniz görmediğiniz birileri hep yaşıyordur, yaşayacaktır. Sizin de onların hayatında bir isminizin olmayacağını bilerek, azıcık hüzünle bu köylere uzaktan bakarak geçip gidersiniz. 

Evimizde alışkanlıklarımızla kucak kucağa yaşayıp giderken birden o döngünün dışına çıkıp bir ağaca, bir kuşa, bir kokuya dikkat kesiliyoruz ya. Gezmek işte böyle güzel bir şey, sizi sürekli çimdikleyen bir yanı var. Chrisye dinleyerek yazıyorum bunları. Endonezya'nın önemli şarkıcılarından biri, artık hayatta değil. Surabaya'da bir müzik mağazasına girmiştim, oradaki tezgahtar çocuktan müzik konusunda yardım istediğimde elime bunu tutuşturmuştu "legend" diyerek. Ben de o gün bugündür dinliyorum. Tuhaf bir bağ oluştu aramızda.


Aslında rotada Lovina yoktu ama Surabaya Üniversitesi'nde yakın zamanda vefat etmiş bir hocanın yakılma törenine davet edildik. Bir gün önceden gidip Lovina'yı da görmek istedik. Otele gelir gelmez kendimizi dışarıya atıyoruz. İşte yine bir tapınak kapısı önündeyiz.

Bali'de inanç gereği heykellerin alt kısmı örtülüyor. 1900lerin başında burada yaşayan kadınların fotoğraflarını görüyorum, üstleri açık. Batılı ressamlar 20. yüzyıl başında, zamanın egzotizm merakının da etkisiyle gelip çıplak yerli kadın resimleri yapıyorlar burada. 

Yağmur altında yapılan yürüyüş. Lovina, turistlerin tercih ettikleri bir yer değil. O yüzden sakinliği insana çok iyi geliyor. 

Lovina sokaklarında, yağmur dindikçe, bir gökkuşağı çıkma ihtimaliyle kolkola yürüyoruz. Tam önümüzde bir frangipani ağacı duruyor. Dünyanın en güzel kokan çiçeği bu ağaçta yetişiyor! (Yasemine haksızlık ediyor muyum diye düşünmedim değil.) 

Ben yine etrafta gördüklerimin fotoğrafını çekmeye koyuluyorum. Günlerdir iştahım kesilmiyor ki aslında fotoğraf çekmekten bir süre sonra yorulan birisiyimdir. 

Duvarları, taş basamakları saran yeşillikler, heykeller, sunular, Balililerin zengin doğası ve dünyası.

Ahşap kapıların, direklerin yağmur sonrası etrafa saldığı koku...Hayal edelim onu da.

Lovina, deniz kıyısı boyunca 12 kmlik bir şerit halinde uzanan küçük bir şehir. (Yakınında adanın büyük şehirlerinden Singaraja var.) Kıyı şeridinin bir kaç kilometre ötesinde kırlar  başlıyor. Gökkuşağı ihtimali...Yine!

Yürüyüş sırasında güzelce ıslandıktan sonra bir deniz ürünleri lokantasına, Khi Khi'ye gidiyoruz. 

Yağmur sonrası gözlük kurulama.

Khi Khi'de servis yapan kişi ibadet için bizden izin istiyor. İbadetinden sonra da iki dal çiçek iliştiriyor kulağımızın arkasına. Dans gösterilerinde de bu yapılıyor. Çiçek, güzel kokular, ibadetin bir uzantısı gibi.

Yemekler -soslardan anlaşılacağı gibi- Çin mutfağından ve çok lezzetli. Bali'de bir hayli Çin kökenli insan yaşıyor. Genel olarak adadaki diğer insanlara göre daha varlıklılar.
.Lovina'yı sevmek kolay..Bu sakin şehirde iki günümüz daha var.

Yorumlar

  1. Ne güzel yerler, hayalimdeki balıkçı kasabaları gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lovina bana da -deniz kıyısında olmasına rağmen- Karadeniz yaylalarını anımsattı. Bir zamanlar gerçekten de balıkçı kasabası idi muhtemelen.

      Sil
  2. kulağa iliştirilen çiçekler, kokulu ağaçlar, güzel yemekler... mis gibi bir yazı olmuş bu, çok keyifli. burada da yağmur var şimdi, üstelik hava da epey soğudu. evler karanlık, dışarıda işim var çıkmam gerek ama canım hiç istemiyor. birinin beni iteklemesi lazım:-) çok selamlar, çok sevgiler alkım!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ah, yağmurda evde olmanın da ayrı bir keyfi oluyor, değil mi? çayını yapacaksın, oturup yağmuru izleyeceksin. tropik yağmurların güzel yanı üşümekten korkmamak sanırım, doyasıya ıslanabilmek.

      yağmur sonraları dışarı çıkmak her yerde güzel ama:)
      sevgiler, kelebekler clea!

      Sil
  3. Yasemin'i bilmem ama 'hanımeli' olsam bildiğin küserdim :)

    İlgiyle izliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yasemin, hanımeli ve nergisten özür dileyeyim o halde. ama bilsinler ki uzaklarda bir akrabaları var:)

      Sil
  4. Bu blogun ne keyifli Alkım, yavaş yavaş okuyorum yazdıklarını baştan itibaren.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlem, ne çok sevindim. Umarım bu gezinti hoşuna gider. Yavaş yavaş oku sen, ben de yavaş yavaş yazıyorum zaten:)
      Çok sevgiler,

      Sil
  5. fotograflara bayildim (as usual), ama en cok da sonuncusuna, kulaklardaki çicekler harika!:)
    bu nasıl yeşil bir memleket böyle ya, sanki herşeyin fazlası sıkıcı olur gibi geliyor insana, ama yeşil öyle değil, nefis!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de o yeşil, gün içinde yağmurlarla yıkanınca iyice güzelleşiyor.
      Çiçeklerimiz güzel, değil mi:) Bu frangipani değil ama, ona çok benziyor, onun kadar kokmuyor.
      Bir özlem hissediverdim şimdi...

      Sil
  6. ne iyi oluyor böyle, canımız sıkıldıkça bu bambaşka yerlerde küçük gezintilere çıkıyoruz biz de seninle. lovina'yı çok beğendim, tam emekli olunca yerleşmek isteyeceğim türden bir yer. emekli olunca endonezya'ya yerleşme fikri çok cazip geldi bana şu an:) bu sıralar sessiz, sakin, yeşillik bir yerde yaşama hayallerine dalar olmuştum sık sık, bu yazı ve fotoğraflar yeniden heveslendirdi beni. mis gibi toprak, çiçek, ahşap kokusunu içime çekeyim de gideyim:) sevgiler çok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emekli olunca Lovina'ya gitme fikrine bayıldım. Hiç düşünmemiştim ve kendime hayret ediyorum şimdi. Ne kadar kaldı bakayım emekliliğe:)
      Ben de etrafımda yeşillik görmeyi özledim. Kuru, kupkuru şehirlerde yaşıyoruz. O kokuları sana anlatabilsem keşke. Eminim sen severdin, çok severdin zerkacım.

      Sil
  7. Bali'den nefret etmistim gittigimizde - saka degil basimiza gelmedik sacmalik kalmadi cunku :))
    Ama oyle guzel yazmissin ki sen olanlari unutup aaa guzel yerdi hakikaten dedim :)

    biraktigin yorumla farkina vardim blogunun/bloglarinin, tesekkurler bu guzel farkindalik icin :)

    YanıtlaSil
  8. Bali'de olumsuz bir şeyler yaşanamazmış gibi geliyor bana ama tabii ki bu her yerde mümkün. Benimki biraz da gezgin romantizmi:) Bali'de kötü hatırladığım tek yer Kuta. Onun dışında gezdiğim süre boyunca çok pozitif şeyler hissettiğim bir yer oldu. Hatta şu anda burnumda tütüyor diyebilirim.

    Çok teşekkür ederim, ben de senin bloğunla karşılaştığıma çok memnun oldum. Blog dünyası bir derya, ne güzel ki sürprizleri bitmiyor:)
    Çok sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...