Benim gibi kahvaltı delisi bir insan Güneydoğu Asya'da kendini sık sık, klasik bir kahvaltıya aşererken bulabiliyor. Uzun zamandır yollardaysak bir de. Asyalılarda, geleneksel olarak kahvaltı kültürü yok, kahvaltıda akşamdan kalan yemekler yeniyor. Bense bunun tam tersini yapmayı seven biriyim, sabah akşam kahvaltı! Böyle ters bir durum. Asya'nın küçük şehirlerinde ekmek bulmak zor. Peynir, mutfaklarında yer almıyor zaten. (Gaflet!) İşin aslı, Asyalıların %90'ında laktoz duyarlılığı olduğu söyleniyor. O yüzden süt ve süt ürünleriyle pek araları yok.
Hal böyle olunca Singapur'da, Hint mutfağının peynirleri, ekmekleri ve gözlemeye benzeyen börekleri (prata) iyice kıymetleniyor. (Şurada bir prata fotosu var.)
Toast Box da çaylı kahveli kahvaltı servisi yapan yerlerden biri. Özel bir düşkünlüğüm oluştu buraya, gizlemeye gerek yok:)Hal böyle olunca Singapur'da, Hint mutfağının peynirleri, ekmekleri ve gözlemeye benzeyen börekleri (prata) iyice kıymetleniyor. (Şurada bir prata fotosu var.)
Aslına bakarsanız yediğiniz, çocukken annenizin elinize tutuşturduğu reçelli ekmeğinden farklı değil! Olsun...Çocuklar gibi şen bir kahvaltı benim için!
Robertson Quay Hotel Singapur'da kaldığımız otellerden biriydi. Otelin biraz terkedilmiş, 80li yıllardan kalma bir hali vardı nedense. Ama bunu pek umursadığımızı söyleyemem. Bir kere pencereliydi! Onun da ötesinde manzaralıydı. Chinatown'a ve Quays'e yakın, nehir kenarındaki bu otele metroyla gelmek biraz sıkıntılı, azıcık uzun bir yürüyüş gerektiriyor.
Diğer otellerden birisi Little India'daki Hotel 81 Dickson. Burası pahalı olmayan, iyi seçeneklerden biri. Odalar küçük ama temiz. Biraz yürüyerek ve sevimsiz bir bulvarı (sıcakta biraz pişerek) geçip metroya, benim en sevdiğim merkez olan Bugis'e ulaşıyorsunuz, oradan da havaalanı dahil her yere gidebiliyorsunuz. (Singapur'da taksiler de çok pahalı değil ama toplu taşıma gayet pratik.)
Elektronik alışverişin merkezi olan Sim Lim Square de Bugis'te. İçinde, pazarlığın kitabını yazan, dünyanın en "kurt" satıcılarının olduğuna inandığım bu çok katlı binanın üst katlarının daha güvenilir olduğu söylenir hep. Buradaki dükkanlara küçük bir radyo sorup nine muamelesi görmüşlüğüm var. (Radyonun satılmadığı bir yer burası!) Bense oraya her gidişimde, her şeyin bu kadar çabuk eskidiği elektronik dünyasının ortasında hep bir baş dönmesi yaşıyorum.
Diğer kaldığımız oteli ise çok tavsiye etmem. Yeri bir öncekinden daha iyi, tam Bugis'de. Fakat, odaları olabilecek (ya da olamayacak) en minimum ölçülerde tasarlanmış. Koca bir binaya istiflenmiş onlarca oda, kusursuz klostrofobi! Biz üstüne üstlük penceresiz bir odada kaldık ve sabah neredeyse oksijensiz bir hayata uyandık.
Singapur'un Red Light District'i sayılabilecek Geylang bölgesinde de oteller ucuz ama burası biraz daha uzakta kalıyor. Yine de metroyla merkeze ulaşmak mümkün.
Elektronik alışverişin merkezi olan Sim Lim Square de Bugis'te. İçinde, pazarlığın kitabını yazan, dünyanın en "kurt" satıcılarının olduğuna inandığım bu çok katlı binanın üst katlarının daha güvenilir olduğu söylenir hep. Buradaki dükkanlara küçük bir radyo sorup nine muamelesi görmüşlüğüm var. (Radyonun satılmadığı bir yer burası!) Bense oraya her gidişimde, her şeyin bu kadar çabuk eskidiği elektronik dünyasının ortasında hep bir baş dönmesi yaşıyorum.
Diğer kaldığımız oteli ise çok tavsiye etmem. Yeri bir öncekinden daha iyi, tam Bugis'de. Fakat, odaları olabilecek (ya da olamayacak) en minimum ölçülerde tasarlanmış. Koca bir binaya istiflenmiş onlarca oda, kusursuz klostrofobi! Biz üstüne üstlük penceresiz bir odada kaldık ve sabah neredeyse oksijensiz bir hayata uyandık.
Singapur'un Red Light District'i sayılabilecek Geylang bölgesinde de oteller ucuz ama burası biraz daha uzakta kalıyor. Yine de metroyla merkeze ulaşmak mümkün.
Singapur'un en meşhur caddesi, hatta alameti farikası olan Orchard Road kendinden öncekileri bir tasarım manevrasıyla sollamak isteyen alışveriş merkezlerinin sıralandığı bir cadde. Welcome to mall hopping!
Çin Yeni Yılı'ndan önce gittiğimiz için cadde çok şenlikli. Her yer kırmızı ağırlıklı süslemelerle, kağıt fenerlerle dolu.
Bu AVM cenneti şehir-ülkenin ilginç etiket kuralları var. Alışverişte kredi kartını tek elinizle uzatmanız bir kabalık sayılıyor. Yine size verilen bir kartviziti iki elinizle almanız ve muhakkak kartvizite bakıp bir yorumda bulunmanız bekleniyor. Pek saçma geliyor insana. Nasıl bir yorumda bulunabilirsiniz ki? Sanırım amaç ilgisiz görünmemek. Burada "oh, very nice" gibi bir şeyler söyleniyor:) Ha bir de, kartviziti arka cebinize koymamanız gerekiyor.
Aynalar şehri.
Bugis Junction.
Alışveriş merkezlerinden birinde suşi heyecanına kaptırıyoruz kendimizi, Toronto günlerindeki ucuz suşi yemelerimizi yadediyoruz. Burada ekrandan sipariş veriliyor, ya da bant üzerinde önünüzden geçen yemeklerden seçip alıyorsunuz.
Daha sonra boş tabakların sayısıyla hesap çıkarılıyor. Her renk ayrı bir ücrete karşılık geliyor.
Romantik şey! (Bu arada, an itibarıyla bir kuralı ihlal etmiş olduğumu farkettim.)
Singapur gezisi, şehrin ruh halini anlatan bu özet görüntüyle burada tamamlanıyor. İtiraf edeyim, ben Singapur'un en çok Endonezya'ya yakınlığını sevdim:) Bali'ye buradan 3 saatte uçulabiliyor! Clezio, buraya geldiğinde bazen (feribotla 40 dak.) Endonezya adası Batam'a geçip orada kalıyor.
Bu "genç" şehirlerde yeni olmanın verdiği bir dinamizm ve heyecan olduğu bir gerçek. Bunun yanında, kültürün yokluğunu da hissediyor insan. Gezerken ister istemez zihnindeki pergelin ucu yaşadığın yeri gösteriyor, diğer yerleri biraz da o merkeze göre değerlendiriyorsun...Yeni bir yerin "alışveriş yapma" üzerinden kendine bir kültür yaratmaya çalışmasını anlıyorum da, İstanbul gibi eski bir şehrin kültürünü bu kadar pervasızlıkla alışverişle takas etmesini anlayamıyorum.
Bu "genç" şehirlerde yeni olmanın verdiği bir dinamizm ve heyecan olduğu bir gerçek. Bunun yanında, kültürün yokluğunu da hissediyor insan. Gezerken ister istemez zihnindeki pergelin ucu yaşadığın yeri gösteriyor, diğer yerleri biraz da o merkeze göre değerlendiriyorsun...Yeni bir yerin "alışveriş yapma" üzerinden kendine bir kültür yaratmaya çalışmasını anlıyorum da, İstanbul gibi eski bir şehrin kültürünü bu kadar pervasızlıkla alışverişle takas etmesini anlayamıyorum.
Blog çok kaliteli...
YanıtlaSilİyi gezmeler ve yazmalar:)
teşekkürler john cazale:)
SilGeç gördüğüm bir yazı olmuş bu ... teşekkürler
YanıtlaSilEn cokta ciceklerin rengi diyorum
YanıtlaSilKokularida gorundukleri gibi guzeldir