Varşova'da karlı ve sessiz bir sabaha uyanıyorum. Şehir merkezinin biraz dışında, kuzenimin evinde kalıyorum. Gelmeden önce "Krakow'a git," diyenler oluyor, "Varşova'da bir şey yok." Varşova'nın böyle bir namı var. 2008'de bir seyahat sitesinin yaptığı bir ankette Avrupa'nın en sıkıcı dördüncü şehri seçiliyor. (İlk üçe giren şehirler Brüksel, Zürih, Oslo...) Çok kulak asmadığım bir şey, Anna Karenina'da aileler için söyleneni şehirlere uyarlayabilir miyiz? "Güzel şehirler birbirlerine benzer, güzel olmayanlarınsa kendilerine has bir yanları vardır" diye. Varşova 2. Dünya Savaşı'nda haritadan silinmeye çalışılan, Hitler'in "tamamen yıkılmalıdır" buyruğunu verdiği bir şehir. Hazin geçmişini, karanlığın erken çöktüğü kış günlerini düşününce, biraz kasvetli bir yanının olması çok olağan ama buraya "sıkıcı" demek bence haksızlık.
Polonya, aslında hakkında çok fazla bir şey bilmediğim bir ülke. Filmlerini izlemişimdir en çok. (Şimdi belki Wajda filmlerini tekrar izlesem yeridir.) Dümdüz bir ülke olduğundan tarih boyu işgallere açık olmuş, Prusya, Avusturya, Rusya ve İsveç tarafından işgal edilmiş. Hatta milli marşlarında bile bu ülkelerin isminin anılması, Polonyalılar'ın bilinçaltında bu ülkelerin nasıl bir yeri olduğuna dair bir şeyer söylüyor.
Lehçe, insana sanırım en okunamayacak gibi görünen dillerden fakat Aslı'dan öğrendiğim birkaç trük -şimdi unuttum maalesef- beni bu konuda epey rahatlattı. Beni en çok "çizgili l" harfi yanıltmış meğer. Biz onu hep "l" diye okuyorduk. Toronto'da Polonyalı bir kızla yaptığım sohbette Leh Walesa deyip durmuştum, o da kimden sözettiğimi anlamamıştı. İşte hep bu "çizgili l" yüzündenmiş. Meğer Wavensa gibi bir şey denmesi gerekiyormuş. Dilden bu kadar bahsetmişken Lehçe en çok duyduğum selamın "dzien dobry" (cin dobre) olduğunu yazayım.
Şehrin en iyi bilinen yapısı, tam merkezde yer alan, Stalin'in şehre
hediye ettiği Kültür ve Bilim Sarayı (Palace of Culture and Science),
halk arasındaki deyişle "Stalin'in Düğün Pastası". O kadar merkezi bir
yerde ve görkemli bir bina ki, onu görmezden gelerek yaşamak zor. Fakat
şehir halkının bu binayla ilişki durumu sanırım "complicated." Yine de geceleri ışıl
ışıl aydınlatılıyor.
Varşova'nın açmazlarından biri de geçmişiyle, o dönemin kültürel referanslarıyla kurduğu ilişki. Bunları en çok binalarda gözlemek mümkün. Birtakım binalar bir yandan şehrin simge yapılarına dönüşmüşken, bir yandan da kimileri için kötü bir anıyı canlandırıyor. 1975 tarihli Warszawa Centralna (şehir merkezindeki gar) da bu yapılardan biri. Çağına göre farklı teknik özelliklerle donatılmış, Sovyet döneminde "Modern Sosyalizm"i
simgeleyen önemli yapılardan biri. Polonyalıların bir kısmı bu yapıyı
çirkin bularak yıkılmasını istiyormuş. Doğrusu ben hiç de çirkin
bulmadım ama iç mekanda, fonksiyonların işleyişinde bir karışıklık
olduğu söylenebilir.
Varşova, Avrupa'nın en yeşil başkentlerinden biri ve etraftaki parkları, kuru dallar üzerine ince ince yağan karı görünce bu şehrin neredeyse kış için yaratılmış olduğuna inanıyor insan. Karlı haliyle parklar, şehrin içindeki sessizlik durakları olmuş, insana büyük bir şehirde yaşadığını unutturuyor. Kimi banklarda oturduğunuzda şehrin simgesi haline gelen Chopin'in eserleri çalmaya başlıyor. Şehirde alışkın olmadığımız türden incelikler işte:)
Eski şehre ulaşan Novy Swiat şehrin belki de en neşeli ve hareketli caddesi. Üzerinde geleneksel yemekler yapan restoranlar, sıcak bira (böyle de özel bir içkileri var) satan barlar, kitapçılar, küçük kafeler ve dükkanlar sıralanıyor. 200 yıllık Varşova Üniversitesi de bu cadde üzerinde. Kampüs içindeki kütüphane binasının çok güzel olduğu söyleniyor ama ben göremedim. Bu arada, 1944'de bu kütüphaneden 4000 el yazması kitap yakılıyor.
Varşova'da beni en çok şaşırtan şeylerden biri de yemekler oluyor. Yediğim her şey çok lezzetli ve beklentilerimin kat kat üstünde. Fakat beni en çok etkileyen tat, aşağıda gördüğünüz, bir top dondurmayla sıcak sıcak gelen elmalı pay ve yanında içtiğim kusursuz kahve! Bir zamanlar dönemin edebiyat camiasından insanların geldiği bu kafe/restoranı (Literatka) bir yere not edin. Aslı ve Emrah olmasaydı buradan haberdar olabilir miydim bilmiyorum. (Teşekkürler buradan!)
Polonya'da hala Zloti (bu da çizgili l!) kullanılıyor. Fiyatlar Avrupa'nın belli başlı şehirlerine göre daha uygun. Burası fiyat olarak ortalamanın üzerinde bir kafe ama Aslı'nın işaret ettiği elmalıya değiyor:)
Eski şehre varmak üzereyken görkemli heykelleriyle dikkat çeken bir yapı. Michaelengelo'nun grotesk figürlerini hatırlattı bana.
Polonya'da "milk bar" denilen, eski Sovyet döneminden kalma, geleneksel
yemekler yapan, salaş restoranlar (bizdeki esnaf lokantaları gibi bir
bakıma) bulunduğundan bahsediliyor. Sonradan öğreniyorum ki bu tip yerler,
özellikle eski şehirde turistikleşip fiyatı eskisi kadar ucuz olmayan,
yine de makul fiyatlı yerlere dönüşüyor. Bunlardan biri, servis
yapanların geleneksel kıyafetler giydiği -biraz komik, 80li yılların
Burda dergilerindeki fırfırlı kıyafetleri anımsatıyor ya da 23 Nisan
çocuk şenliklerini- hep birlikte gittiğimiz .... Bu çiçekli seramikler
de buraya özgü.
Polonya mutfağında bol lahanalı tarifler beklerken farklı lezzetler buluyorum karşımda ve tattığım her şey lezzetli, beklentimin çok üzerinde. Özellikle soğukta, ahşap masaların dip dibe dizildiği, yemeklerin Polonya'ya has çiçekli porselenlerde geldiği bu restoranda (Zapiecek) sıcak bir çorba içmenin keyfine diyecek yok. Sosisleri, etleri çok ilgimi çekmiyor, pierogiyi ise Toronto günlerinden bu yana çok seviyorum. Bizdeki mantının irice olanı fakat mantının daha lezzetli bir yemek olduğunu söylemek pek de haksızlık olmaz. Pieroginin hamuru ve iç malzemesinde bir sıkıntı yok, sadece sosların biraz daha iddialı olması gerekiyor. Bu arada, tatlı soslarından denemedim. Belki o bu fikrimi tümden değiştirecek bir şeydir, bilemem. Şimdilik Varşova'dan bu kadar...Sırada başıboş yürüdüğüm gün ve iki güzel müze var.
Bu gezide bir de şunu öğrendim, soğukta fotoğraf çekmek zormuş epey:)
Bu gezide bir de şunu öğrendim, soğukta fotoğraf çekmek zormuş epey:)





.jpg)

harika bir yazı, gitmiş kadar olduk! çok teşekkürler:) Varşova'ya gideceğimi hiç zannetmiyorum böylece bir fikir sahibi oldum. Aslında o kafelerin olduğu sokak şirin görünüyor, bir de elmalı tart demişssin, olur da yolum düşerse üzülmemek için bir sebep oldu bu:-P
YanıtlaSilMuallacım, Bu lafı çok fazla kişiden duydum aslına bakarsan. Varşova çok merak uyandırmayan bir şehir. Bana nedense tarihiyle birlikte bakınca ilginç geldi. Polonya Avrupa'nın göbeğinde olmasına rağmen biraz kıyıda kalmış bir yanı var -Portekiz gibi. Portekiz'in konumu buna müsait ama Polonya'da neden böyle olmuş tam bilemiyorum. Belki bir daha gitmem lazım anlamak için:)
Silvallahi ben gitsem hiç senin gördüklerini göremezdimi o açıdan gitmektense senin yazılarını okumak daha iyi:-) tabii eminim ikisini birden yapmak daha da iyi olurdu. Tarihi ile ilgili gözlemlerin ilginç geldi bana da, Portekiz benzetmesi de çok yerinde! Neden acaba, bilemiyorum ben de. Bahsettiğin gibi çok işgal edilmiş olmaktan belki, kimbilir, o kadar hırpalanmış olmanın kasveti ve küskünlüğü kalmıştır üzerinde..
YanıtlaSilDediğin gibi olsa gerek. Milliyetçilik de bu işgaller nedeniyle epey güçlenmiş bu topraklarda sanırım. Bu yıl zaten Polonya'nın Bağımsızlık Günü'nde Varşova'da olaylar olmuştu, birtakım örgütler Rus Büyükelçiliği'ne filan saldırmıştı. Savaş da işgaller de bitti ama gerilimi hala sürüyor anlaşılan.
Silalkımcım, işyerinde canım sıkılmıştı, bloguna da ne zamandır bakmıyordum. yine çok güzel yazmışsın, keyfim yerine geldi :) merkez istasyonu sanırım kieslowskinin kısa filminde görmüştüm. bu arada bir ara veronikanın çifte hayatını izlesek ya beraber? sevgiler
YanıtlaSilbaşak, yorumunu okuyunca da benim keyfim yerine geldi:) hangi kısa filmiydi acaba, belki varşova'yı gördükten sonra kieslowski filmlerini bir de o gözle izlemeli.
Silveronika'nın çifte hayatı filmini çok severim!!! seve seve izlerim bir daha. ben varım:)
sevgiler!
Varşova deyince hep üşüme kaplar içimi, isimde bir soğukluk var herhalde :)))
YanıtlaSil:)) İsmin bende öyle soğuğu çağrıştıran bir yanı yok ama şehir soğuktu epey! Soğuk yani:)
SilMerhaba, 6 günlük bir Polonya gezisi için Varşova'ya kaç gün ayrılmalı sizce? 3 gün fazla mıdır?
YanıtlaSilVarşova ve Krakow'a gitmeyi düşünüyorum sadece.
Şimdiden teşekkürler.
Merhaba,
YanıtlaSilAslında ne yapmak istediğinize bağlı ama bence 2 tam gün yeterli olabilir. Daha başka sorunuz olursa yazın lütfen. Sevgiler.
Polonyada hic bulunmadim Varsova icin 3 gun yeterli olurmu ?
YanıtlaSilGüzel Bir yazı olmuş teşekkürler
YanıtlaSil