Ana içeriğe atla

bir bisiklet gezintisi

Sabah hava açık görünüyor. Karşıdaki bakkal açılmış. Bu bakkallar çocukluğumda kutuda açık bisküvi satan bakkalları anımsatıyor. Neyse, yağmur yok. Bisiklete binmek için mükemmel bir gün!!! Biraz uzun bir yolculuk olacak, baştan uyarayım;)

Sunular için çiçek toplayan bir kadın. Galungan günü öncesi büyük bir telaş var her yerde. Bu çiçeğe "frangipani" diyorlar.

Böyle bir çiçek işte. Sert, kadifemsi bir dokusu var. Sarı, beyaz ve pembe renklerde bulunuyor ve nasıl anlatsam bilmem ki, harika kokuyor!

Biraz ileride tanrılara adak hazırlıkları var. Galungan Günü büyük bir gün, tanrıların adayı ziyaret ettikleri gün, o yüzden sunularda her zamankinden daha cömert davranılıyor. İnsan hayvancıklar için üzülmeden edemiyor tabii.

Bisikletle geçilen bir köyden manzaralar...

Ve oyun oynayan çocuklar.

Yük taşıyan kadınlar.

Her evin önüne yerleştirilen küçük sunaklar.. Sağ tarafta evin bahçesindeki bungalovlar görünüyor.

Başka bir sunak.

Genellikle bereketle ilgili figürlerin işlendiği, yapraklardan örülen dekoratif "lamak"lar.

Lamaklar bu karede solda görüldüğü gibi uzun da olabiliyor. (Bu kare Ubud merkezden, zaten süslemelerin daha gösterişli olmasından da anlaşılıyor. Lamak kontenjanından bu post'a girdi;)

Bambu ve pirinç saplarından süslemeler. Ortada lamak süsü. Lamak nedir artık herkes öğrendi;)

Pirinç tarlalarının yanından geçen bir kadın. Gülümsüyor, günümü iyice güzelleştiriyor.

Yol üzerindeki küçük bir lokantanın gelen geçenin dikkatini çekmek için karşı tarafa dizdiği hindistan cevizleri...Bizde de bu tür numaralar yapılır;)

O zaman bir mola. Hindistan cevizi ve artık ne çıkarsa bahtımıza!

 Küçük aşçımız.

Menüde tavuk var.


Bir karşılama töreni gibi. İlk kez burada görüyorum bu figürleri....Ve yine bu kültürün sınırlarına pek de yaklaşamayacağıma inanmaya başlıyorum.

Bir tören için hazırlanmış mekan. Üzerinden yükselene dumanlarla filan çok uhrevi görünüyor. Ölü yakma töreni olabilir, Galungan günü için bir tören olabilir. Biz oradan geçerken kimsecikler yoktu. Sadece dumanlar tütüyordu. Kendimi başka bir aleme ışınlanmış hissettim.

Kulaklarına çiçek iliştirilmiş figürlerden...Bu figür de tanıdık gelmedi. Ne yapsam Ubud'da cahilliğim baki.

Her evin önüne dikilen bambu çubuklarından yapılan "penjor"lar.

Kara renkli çatılarda hurma bitkisinin (ijuk) tel tel ayrılan ve kararan yaprağı kullanıyor. Son derece dayanıklı bir malzemeymiş, şuradan öğrendim.

En çok gülümsemeyi Endonezya seyahatinde gördüm diyebilirim;) 

Motosikletliler için yakıt ikmal yeri. Daha çok zeytinyağı şişeleri gibi görünüyor benim gözüme. Gerçi burada zeytinyağı buraya epey yabancı ve çok pahalı.

Bir Ubud klasiği...
Bu da öyle...

Burada biraz durmak gerekiyor şimdi...

Yorumlar

  1. Çok hoş, resimler ile anlatma tekniginizi çok begendim. Bisikleti ben kullanıyorum gibi hissettim. Gitmek lazım bir ara listeye ekliyeyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Resimler anlatıyor zaten, benim bir şey söylememe gerek kalmıyor API;) Listeye ekle mutlaka.
      Bu arada, bisiklete binmek harika bir şey!

      Sil
  2. Lamaklar cok guzel. Insanlari guleryuzlu. Ne dil konusuyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Didem, Balililer Bali dilini konuşuyorlar ama ülke genelinde Bahasa Endonezya dedikleri Endonezyaca konuşuluyor.

      Sil
    2. Bahasa aslında Malay dili. Ülkede çok sayıda dil konuşulunca (Javaca, Sumatra dili, v.s.) kimseye hak geçmesin diye komşularının dilini resmi dil yapmışlar.

      Sil
    3. evet, bunu okuduğumda şaşırmıştım. onlar kısaca bahasa diyorlar ama biz endonezyaca diyoruz (öyle değil mi?). bu da tuhaf oluyor gerçi.

      Sil
  3. Lamak, galungan,ijuk nedir öğrendim :), bir de link verdiğin güzel blogu tabii.
    Yeşillikler arasında bisiklet sürmek çok keyifli olmalı. Sayende gitmiş kadar olduk sevgili Alkım ama gitme isteğim hala sürüyor, kısa vadede çok mümkün görünmese de. İnsanlar gerçekten göründükleri kadar mutlu mu, yoksa sadece poz vermeyi mi seviyorlar ? Biz de bir adada dünya dertlerinden uzak yaşasak bu kadar mutlu olur muyuz ki ?

    YanıtlaSil
  4. Işın, ne güzel sorular soruyorsun sen;) İnsanlar mutlu mudur bilmiyorum, emin olamıyorum daha doğrusu fakat güleryüzlü oldukları kesin. Aslında Tayland için söylenir bu, "gülümsemeler ülkesi" diye bilinir. Ben Endonezyalılar'ı da çok güleryüzlü buldum.

    Ben çok dışarıdan gözlemlemiş olsam da yine de bizimki kadar gerilimli bir yer olmadığını düşündürttü bana. Ki yoksulluğa rağmen.(Bence bizi ülkecek bu haliyle al bir adaya koy yine gerim gerim geriliriz gibime geliyor:)Tabii kendi başına gidiyorsan o ayrı. Gezmek o yüzden güzel olmalı. Bağlamdan koparak biraz uzaklaşabildiğin için.

    İyi haftalar Işın! Sevgiler,

    YanıtlaSil
  5. çok hoş bir bisiklet gezintisi olmuş, gitmiş kadar olduk. bu arada, bisikleti çok severim ama çok uzun zaman oldu bisikletle dolaşmayalı.
    şahane yerde durmuşsun, böyle bir yere uzun uzun bakmak bütün sıkıntılarını uçurur insanın. figürler çok ilginç. ne renkli, şenlikli bir dünyaları var.
    çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. bisikleti ben de severim, toronto'da iken epey kullanırdım fakat istanbul'da aklımın ucundan bile geçmiyor nedense;)oysa bisiklet müthiş bir özgürlük duygusu veriyor insana! ağaçların arasından bisikletle geçtiğini bir hayal ettim de...
    "şenlikli dünya", tam da bu dünyaya yakışan bir söz gerçekten. uzaktan tanıklık etmek bile güzel.
    çok sevgiler zerkacım.

    YanıtlaSil
  7. Bisiklete binmeye çok geç başladım, Istanbul'da alışık değiliz ne de olsa:) Ama şimdi en büyük zevklerimden biri küçük Asya şehirlerinde bisikletle dolaşmak... Sayende küçük bir bisiklet turu daha yapmış gibi oldum oralarda Alkım.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  8. Bisiklet harika bir şey. Küçükken binerdim ben. Sonra bir ara verdim. En son Toronto'da kullanmaya başlamıştım. Hafta sonları sabah kalkar kalkmaz bisiklete binip parka gidiyordum.
    Ubud'da bisiklete binmek de çok güzeldi. Pirinç tarlalarının, küçük köylerin yanından geçmek...

    Ben de senin Asya gezintilerini dört gözle bekliyorum;)
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. Blog yazmanın en güzel yanı insanın kendi zevklerine ortak çıkabilecek arkadaşlar bulması bence! Kitaplar, liste yapmalar :), gezmelere doyamamalar. Bayıldım yazdıklarına...
    Bol gezmeli günler:)

    YanıtlaSil
  10. Özlem çok haklısın. Ben de bloğu en çok, beni bunları paylaşabildiğim insanlarla buluşturduğu için seviyorum. Sana da iyi gezmeler;) Gezmek gibisi yok!

    YanıtlaSil
  11. Merhabalar iyiki yorum biraktiniz guzel blogunuzdan haberim oldu. Benim blogumda Bali'de bir yakma toreni ve dennpasar pazari fotograflari var:) cok ozel bir yerdi bir gun Ubud'da pirinc tarlalairna bakan bir cafem olsun cok isterim. Simdi bloklarinizi inceleyecegim bu ilk merhabam oldu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bali'de ben de bir yakma törenine katıldım ama henüz onu yazamadım. çok etkileyici idi. adaya iki kere gitmiş olmama rağmen denpasar'ı görmedim, çok merak ediyorum ama. bir dahakine artık;)
      Hemen bakıyorum blogundaki fotoğraflara!

      Sil
  12. gene ben frangipan badem ezmesi demek fransizca acaba alakasi olabilir mi? o cicek sahane kokar dediginiz gibi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beste, bilmiyordum frangipani'nin fransızca bir karşılığının olduğunu ama nefis kokuyor gerçekten. bir çiçek insana bu kadar mı mutluluk verir!

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...