Ana içeriğe atla

göl üzerinde bir tapınak, kırmızı çiçekli güzel ağaç ve sarı patlıcanlar!



Ubud'dan ikinci seferimiz Bratan Gölü'nün üzerindeki bir tapınağa Pura Ulun Danu Bratan'a ("danu" göl, "pura" tapınak demek) oluyor. 17. yüzyıldan kalma bir Hindu-Budist tapınağı olan Ulun Danu, Bratan Dağı'nın volkanik patlamasıyla 1926'da tekrar inşa edilmiş. Güzelliğinin bedelini böyle ödüyor Bali. Adayı bu kadar güzel ve bitki örtüsü açısından zengin yapan volkanik toprağı ve muson iklimi.
 

Bu tapınak, Bedugul bölgesinde, bitki cenneti olarak bilinen Candi Kuning şehrinin yakınında. Bali Botanik Bahçesi de bu şehrin yakınında. 300 değişik türde orkideyi barındırdığı söyleniyor. Tapınağın bahçesi de bitkiler açısından oldukça zengin.
 Bu şekildeki tapınaklara "meru". deniyor. Adını Hint inanışına göre dünyanın tam ortasında bulunan kutsal dağ Meru'dan alıyor . 3,5,7,9 ve 11 katlı olabiliyor. Kat sayısı arttıkça tapınağın önemi de artıyor. Ve tapınağın gölün üzerine düşen aksi, arkasındaki başı dumanlı dağlar...


Kendimce farklı açılar deniyorum ama oradaki güzelliği tam anlamıyla yansıtamayacağımı kabullenip bir noktada kendimi durduruyorum:)

Bu kare bana daha çok Kanada'yı hatırlatıyor doğrusu:) Bratan Gölü'ne açılmak mümkün, fakat kayığı ya da kanoyu bir gün önceden ayarlamak gerekiyor.


"Kırmızı çiçekli güzel ağaç" diyorum ben ona. Ne yazık ki ismini bilmiyorum. 

 Ne olduğunu bir türlü öğrenemediğim bu şeyin bugün Surabaya'da tanıştığım Fidya sayesinde ne olduğunu öğrendim. Sarı patlıcan! Oysa ki ben meyve sanmıştım. Sarı patlıcan ağacı! (bir tuhaflık yok mu bu işte)

Java adasından okul gezisiyle gelenler "fotoğraf çektirelim mi" dediler. Ulun Danu Bratan'a güzel bir veda.

Yorumlar

  1. Harika! Bu fotoğraflar resim gibi, nasıl bir güzellikmiş orası öyle! Bu arada, güzel resme "fotoğraf gibi", güzel fotoğrafa da "resim gibi" demek gibi bir saçma adetimiz mi var sadece ben mi böyle saçmalıyorum?:) Buraları görmek lazım, böyle olmayacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mualla, dediğin doğru:) daha önce hiç düşünmemiştim ama tuhaf bir çelişki.
      iyi bir fotoğrafçı neler neler yaratırdı buralarda, tahmin bile edemiyorum.

      Sil
  2. Alkim'cigim,

    Bu kirmizi cicekli agac "Kirmizi Rhododendron" olmasin? Benim Guneydogu Asya da gorup gorup bayildigim bir agacti, hatta ben de blogumda biryerlerde yazmis olmaliyim. Benim icin neredeyse Guney Asya'nin sembolu haline geldi bu kirmizi cicekli versiyonu.

    Bir de Guneydogu Asya, Hindistan ve Nepal seyahatlerimde dikkatimi cekmisti: Her ulkede (hatte bazen sehirden sehire bile degisiyor) Hindu-budist tapinaklarinin kendine gore farkli bir mimarisi oluyor. Sayende Ubud tarzini da gormus oldum, cok guzelmis!

    Sevgiler

    Silan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşa Şilan! Resimlere baktım da benziyor gerçekten. Başka yerlerde dikkatimi çekmemişti doğrusu. Güney Asya'da zaten insan nereye bakacağını şaşırıyor:)

      Bu "meru" denilen tapınak, buradaki tapınak çeşitlerinden biri. Burada da gördüğüm kadarıyla farklı tapınak tipleri var. Bir de "bale" tarzında inşa edilen tapınaklar var. Anlaşılan epey çeşitlilik gösterebiliyor tapınaklar. Hepsini bir araya mı getirsek bir ara? Bazen gezginlerin aynı konudaki fotoğrafları bir sitede bir araya gelse ne güzel olur, diye düşünüyorum.

      Sevgiler!

      Sil
  3. sarı patlıcan ağacı mı? çok şaşkınım, birisi o sarı şeyleri sonradan takmış gibi duruyor:)hem de ne kadar sarılar, ağaçta bu kadar sarı bir şey ancak limon olabilir. bu ağaç bildiklerime meydan okuyor:)
    tapınakların çatılarının çok katlı olmasının, ya da kat sayılarının bir anlamı var mıdır merak ettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerka onları aslında ben taktım, çaktırma;)
      yok yok, bizzat oradaydım, bir komploya kurban gitmediysem onlar gerçek! ama haklısın, gerçek olduğuna inanamıyor insan.
      güldürdün beni yine. "bu ağaç bildiklerime meydan okuyor."
      kat sayılarının anlamını bilmiyorum zerka, biraz karmaşık bir inanış sistemi var hinduizmin. henüz hakim değilim ama araştıracağım:)

      Sil
  4. Yazıyı okurken çok, yorumları okurken daha da çok güldüm;)) İlk önce Mualla'nın tespitine şapka çıkartmalıyım, dediği gibi yapıyoruz gerçekten; güzel bir fotoğrafa resim gibi, harika bir resme de fotoğraf gibi diyoruz. Ne şaşkınız biz yahu;)

    Kırmızı çiçekli ağaç resim gibi(!) görünüyor, orada olmayı gerçekten isterdim, şimdi, hemen... Işınlanma diye bir şey olsaydı keşke. Bu bilim insanları ne yapıyor yahu, tamam, gezegenler filan iyi, güzel de, ışınlanma olmadan olmuyor böyle, çok ayıp:/

    Ve sarı patlıcanlar... Ben patlıcana bayılırım, bunların tadı nasıl acaba? Görüntüleri Zerka'nın dediği gibi pek acayip, aksesuarlar sanki, ama en çok lezzetini merak ettim ben. Dedim ya, patlıcan hastasıyım. (zerka'nın "bu ağaç bildiklerime meydan okuyor" lafına sesli güldüm;))

    Yazı için teşekkürler Alkım, harikasın sen. Gidip görmeden envaiçeşit şey öğrendik, sağol valla.

    Çok sevgiler, öpüyorum seni.

    YanıtlaSil
  5. A, bir de son fotoğraf şahane! Onu yazıp gidecektim, yüz tane ıvır zıvır sıkıştırdım araya, asıl söylemek istediğimi unuttum. Sen ve çocuklar muhteşemsiniz, "resim gibi" işte, daha ne denir ki?;p

    YanıtlaSil
  6. justine haklısın, yorumlar harika! ben de epey güldüm. blogda yazmanın en güzel yanı yorumlar zaten. her kafadan bir ses çıksın, herkes aklında ilk çağrışan şeyi söylesin ilgili ilgisiz. seviyorum onları!!! mualla'nın dediğini hiç düşünmemiştim mesela daha önce.

    ah ışınlanmayı ben de zaman zaman çok fena istiyorum. bilmem ki nasıl olurdu, orada da bir trafik söz konusu olur muydu? bilim insanlarına buradan sesimizi duyurmuş olalım! trafik işini de göz ardı etmesinler:)

    çok sevgiler justine. ay dur, sarı patlıcanı unuttum. bana tadı tatlı bir şeymiş gibi geliyor. zaten meyve zannetmiştim. aslında şimdi de sarı biberlere benzettim. bilemedim bu işi:)


    YanıtlaSil
  7. Sizi bulduğuma sevindim, harika bir blog, tebrikler..Elinize ve ayağınıza sağlık:)

    YanıtlaSil
  8. Gercekten cok eglendim, Her sayfasina bir seyler yazmak istedigim blok oldu. :)))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...