Ana içeriğe atla

bali'den insan manzaraları



Seyahatlerde insan fotoğrafı çekmeyi çok severim, yüzler en az mekanlar kadar bir şeyler söyler insana. Fakat çok da çekinirim. Daha önce bahsettim mi bilmiyorum ama adalıların (ve genel olarak Endonezyalılar'ın) fotoğraf çektirmekle araları iyi. Elimde fotoğraf makinesini görünce hemen poz verip fotoğraflarını çekmemi istiyorlar. Bu tabii ki pek çok duvarı daha ilk baştan aşmanıza neden oluyor. Bu iki Balili hanım da gezerken Clezio'yu beğendiler, onu ortalarına oturtup onunla fotoğraf çektirmek istediler. Clezio'lu resmi koymadım ama:)

Bu dört kafadar da fotoğraf makinesini görünce hemen poz verenlerden. 

 Fakat (sanırım) bu poz annelerinin içine sinmedi. 

Onları güzelce hizaya soktu.

Haliyle biraz daha ciddi ve tutuk bir poz oldu. Neyse ki muzunu anneye kaptırmadı bizimkisi.
 Bu kızlar hello hello diye beni yanlarına çağırdılar. Pozları hazırdı.
 Ama tabii ki tek bir pozla yetinmeyeceklerdi.

 Hemen yer değiştirdiler. Bu zafer işaretini çok seviyorlar, söyleyeyim.


 Ve en son poz!

Yorumlar

  1. Anneleri komutan gibiymiş :)

    YanıtlaSil
  2. hah hah, kesinlikle:) ama o kadar doğal bir hali vardı bunu yaparken, bayıldım!

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel yaa.

    Çok merak ediyorum oralarda yağmur yağdığında havalar bizim buralardaki gibi soğuyor mu?

    İnşallah bir gün mutlaka sizin bu resimleri çektiğiniz yerlere gideceğim, biraz daha dayanayım ölmemek için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çağatay yağmur yağsa da yağmasa da orada hep yaz havası var.
      Bir an önce oraları görmen dileğiyle:) Sevgiler.

      Sil
  4. blog çalışmalarınızda başarılar dilerim.
    http://jakopapaganbakimi.blogspot.com

    YanıtlaSil
  5. teşekkür ederim. sizinle daha önce papağanlarla ilgili yazışmıştık, hatırladım.
    papağanlarla ilgili detaylı bilgiler var, ilgilenlere buradan duyurmuş olayım ben de.
    bir papağanla birlikte yaşamak son derece renkli bir şey olmalı. en son tayland'da papağanlarla ilgili küçük bir anım oldu. her sabah günaydın (sawadee kha) diye uyandırıyordu pansiyonda kalanları. o sesin bir kuştan çıktığına inanamamıştım.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. Bu bloğa ulaşmış olmaktan dolayı çok mutlu oldum. Seyahat yazıları okumayı çok severim. Singapur yazımda da belirttiğim gibi, bu seyahatlerde blog yazma fikrim olmadığı için fotoğraflarım amaca yönelik olmadı. Bundan sonrakilerde olur artık :)
    Çok keyifli bir anlatım olmuş. Ne kadar da mutlu olmuşlar fotoğrafları çekildiği için :)
    Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Heyyfi,
      Blogu sevmene çok sevindim. Düzenli yazamıyorum maalesef...
      Seyahat yazılarını ben de seviyorum. Herkesin gezerken dikkat ettiği şeyler başka oluyor, onları keşfetmek harika!
      Ben de son seyahatlerimde blogu düşünüp fotoğraf çekmeye başladım. Özellikle yemek fotolarına bayılıyorum:)
      sevgiler!

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş.  Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlamas...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...