Ana içeriğe atla

bangkok bangkok!

bangkok
Bangkok’a eylül ayının sonlarına doğru gidiyoruz. Bir şehre gündüz vakti gelmek gibisi yok ama gece uçakta uyuyamadığımdan uykusuzluktan ölüyorum. Yine de otele yerleştikten sonra kendimizi sokaklara atıyoruz. Bangkok’un sıcağı ilk anda çarpıyor insanı, en güzeli durumu kabullenip fazlaca üzerinde durmamak. Sıcak işte, hatta çok sıcak. Napalım. Puslu gökyüzü ve nemli havasına rağmen Bangkok'un henüz görünmeyen yüzünden umutluyum.
Navalai River Resort adında bir otelde kalıyoruz. Turistlerin, özellikle de sırtçantalı Avrupalı turistlerin kaynadığı, “yerel” bir şeyler görmek isteyenlerin burun kıvırdığı Khao San Caddesi'ne yakın, nehir kıyısında bir otel. Khao San'da  taze sıkılmış meyve suları (mango suyu içiyorum!), türlü ayaküstü atıştırmalıklar, tişörtler, kıyafetler satılıyor, sayısız otel, pansiyon ve dükkan yan yana sıralanıyor… Reggae, hip-hop, bütün müzikler birbirine karışıyor. Bir yanda da vızır vızır işleyen bir trafik. Fotoğraf makinesini Bangkok'tan alacağım, o yüzden şehrin çarşısının yolunu tutyoruz.
bangkok
Otelin önündeki duraktan bota biniyoruz. İki yaka arasındaki duraklarda hızla ilerleyen bot, Saphan Taksin durağına ulaşıyor. Şehir Chao Phraya nehrinin yanı sıra khlong adı verilen pek çok kanaldan oluşuyor. Bu kanallarla orkide bahçelerine ve pirinç tarlalarına, yüzen pazarlara geziler yapılıyor.
bangkok tapınak
Nehir kenarı boyunca tapınaklar, eski yapılar, küçük kafeler ve restoranlar sıralanıyor. Ahşap direkler üzerinde yükselen derme çatma yapılar, arkasından görülen modern gökdelenlerle tam bir tezat oluşturuyor.
bangkok gezi

bangkok
Chao Phraya Nehri, Bangkok'un kalbi gibi. Nehir hem yolcu hem de türlü malzemelerin taşımacılığı için kullanılıyor. Otelde kaldığım beş gün boyunca sabahları farklı bir nehir manzarasını karşımda buluyorum. Nehrin çamurlu ve bulanık rengi olmasa da üstündeki canlı hayat insanı kendine çekiyor.
bangkok
Bottan indikten sonra Bangkok'un kilitlenen trafiğini hafifletmek için yapılmış Skytrain'e biniyoruz. Skytrain araba yolunun üzerinden gidiyor. Fakat, caddede yürüyen biri için oldukça klostrofobik bir ortam yaratıyor. Skytrainin olduğu yerler insanın üzerine üzerine geliyor ve bu keşmekeşten kaçmak isteyenlere sunulan neredeyse tek alternatif klimayla serinletilmiş alışveriş merkezleri.
bangkok
bangkok
bangkok

Bir şeyler yemek için taksi ile Patpong’a gidiyoruz. Akşam tezgâhlarını açan satıcılar var. Patpong go-go barların olduğu, gece hayatı renkli bir bölge. One Night in Bangkok şarkısında tapınak olduğu söylenen barların bulunduğu yer olduğu düşünülebilir. Şarkıda "vesaire vesaire" demesiyle zihnime kazınan Siyam Kralı rolündeki Yul Brynner’ın ve Güneydoğu Asya'da seyahat edip yaşamış ve yazmış Somerset Maugham’ın da adı geçtiğinden buna bir Bangkok şarkısı demek yanlış olmaz herhalde.

bangkok yemek
Bir arkadaşın mutlaka gidin dediği bir restoranı arıyoruz ilk günden ama bulamayınca ve yorgunluk, uykusuzluk iyice bastırınca dayanamayıp bir suşiciye oturuyoruz. Uzakdoğuda yaygın bir suşi lokantası tipi var. Hareketli bir bant üzerine suşiler konuyor ve gelenler bu bandın yanındaki masalara oturuyor. En fazla 1.5 saat kalmak kaydıyla önlerinden geçen yiyeceklerden istediklerini alıyorlar.
Çıkışta bir yağmur bastırıyor. Bir taksi durduruyoruz, taksici taksimetre açmayı reddedince biz de binmekten vazgeçiyoruz ve bir tuk-tuk’a biniyoruz. O yorgunlukla şehrin yağmur altında dağılan ışıkları ve karmaşası ayrı bir güzel görünüyor bana. Bazen dünyada nerede olduğunuzun hiç bir önemi kalmıyor. Daha ilk günden bunu hissetmek güzel. Şarkıda (One Night in Bangkok) da demiyor mu, “dünya senin istridyen”diye. Öyle bir şeyler işte...
bangkok gece

Yorumlar

  1. Gece gece, nöbette (tam da benim bölümümün bitme saatinde!) One Night in Bangkok şarkısını dinledim, senin sayende Alkım, unutma bunu.;)
    Şarkıyı pek değil ama, "dünya senin istiridyen" lafını sevdim. Yazı ve fotoğraflar için çok teşekkürler, bir de şahane Yul Brynner hatırlatman için, bayılırım ona ben. Siyam kralı olarak muhteşem, Dimitri rolünde ise harikadır.;) (yine de uyarlamayı sevmem, sadece Dimitri karakterine çok yakıştırırım onu.)

    Çok sevgiler.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Justine hoşgeldin;) Yul Brynner'ın vesaire vesaire'sini unutmak ne mümkün! Çocukken sanki her pazar o yayınlanırdı TV'de, öyle geliyor şimdi düşününce.
      Ben de (senin sayende:) Yul Brynner hangi Dimitri karakteriymiş, ona baktım. Karamazovmuş. İzleyeyim ben onu. Daha önce de bahsi geçmişti bu uyarlamanın, hatırladım şimdi. Kesin izleyeyim. Bugünlerde gönlüm eski filmlerden yana.
      Kelebekler!!!

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...