Ana içeriğe atla

varşova notları - 2

warsaw old city
Varşova hikayeleriyle sokaklarını arşınlamaya devam...
Chopin'in vasiyeti üzerine kızkardeşi tarafından Paris'ten getirildiği söylenen kalbinin konduğu kilise, Marie Curie'nin kıyısında yürüyüşe çıktığı ve günlüğüne "Bu nehrin tarif edemediğim bir büyüsü var üzerimde," diye yazdığı Vistula nehri, Kieslowksi'nin mezarı için yapılan o güzel heykeli barındıran ve Avrupa'nın en güzel mezarlıklarından kabul edilen Powazki Mezarlığı, Joseph Conrad'ın çocukken babasıyla yaşadığı evin, (ve Chopin'in piyanosunun Rus askerler tarafından pencereden atıldığı evin) yer aldığı Novy Swiat caddesi...

Varşova'yı, 39 yıllık yaşamının ilk yarısını bu şehirde geçiren Chopin'den bir ize, bir hikayeye rastlamadan gezmek kolay değil. (Şehrin havaalanına bile ismini vermiş!) Kalbinin taşınması, George Sand'la olan tuhaf ilişkisi filan neredeyse mitolojik bir karakter yapıyor onu gözümde. Kimisi Chopin'in "ölmeden mezara konma" korkusu yüzünden kalbinin çıkarılmasını istediğini, sonra da kardeşinin o kalbi Varşova'ya getirdiğini yazıyor. Paris Père Lachaise'deki mezarına hala boğaz pastilleri koyuyormuş sevenleri. İşte bunlar hep Chopin romantizmi:)
warsaw PASTA
Ve işte 1900'lerin başında inşa edilen PASTA  binası! Varşova'nın ilk gökdeleni, -insana komik geliyor ama- Avrupa'nın da ilk gökdelenlerinden. II. Dünya Savaşı'nın simge binalarından biri. Almanlar iletişim hatlarını bu binaya yerleştiriyorlar. Varşova Ayaklanması'nda burada kıyasıya bir mücadele oluyor, bina adeta bir kaleye dönüşüyor ve 20 günlük çatışmadan sonra Polonyalıların eline geçiyor. Bu binayı, Varşova Ayaklanma Müzesi'ne gittikten sonra görmek daha anlamlı. Müzede savaş yıllarında binanın ele geçirilmesini anlatan bir film var. (Varşova'da tek bir müze gezeceksiniz bunu seçmenizi öneririm. Onunla birlikte Chopin Müzesi'ne bir önceki yazımda değinmiştim)
warsaw jerusalem street
Şehrin ana arterlerinden olan, Art Nouveau yapıların, gösterişli binaların sıralandığı Jerusalem Caddesi (Aleje Jerozolimskie) ismini 1770'lerde burada kurulmuş Yahudi mahallesinden alıyor.
warsaw palace of culture and science
Ve bu binaların karşısındaki geniş meydanda yer alan Polonya'nın en yüksek binası, Stalin'in Düğün Pastası.
warsaw daily life
warsaw parks
Varşova kışının kuru ağaçları...
warsaw adam mickiewicz
Adam Mickiewicz (19. yüzyılda yaşamış.) pek çok kişi tarafından Polonya'nın en büyük şairi olarak kabul ediliyor, Polonya isyanlarını anlatan epik şiirler yazıyor, aynı zamanda aktivist. Chopin'in, baladlarını bestelerken bu şairden etkilendiği söyleniyor. Şair, Kırım Savaşı'nda Ruslara karşı bir cephe örgütlemek için geldiği İstanbul'da koleradan ölüyor, hatta İstanbul'da, Tarlabaşı'ndaki kaldığı ev müzeye dönüştürülmüş. Varşova'da da şairin ismini verdiği bir edebiyat müzesi bulunuyor fakat ben gezemedim. Bu gezi sırasında Lehçe'den Türkçe'ye çevrilmiş pek kitap olmadığını farkettim. Benim bulabildiklerim Witold Gombrowicz'in ve Bruno Schulz'un kitapları oldu. Schulz yakın bir zaman önce farkında vardığım ve okuduğum birkaç hikayesinden etkilendiğim bir yazar. Hazin bir hayat hikayesi var. Bir Gestapo subayı tarafından öldürülüyor. 
Aslında Polonya ile ilgili kültürel referanslara bakınca daha çok sinema olarak bize ulaşmış olduğunu farkettim. Geçen gün aklıma, beni etkileyen filmlerden, Jerzy Skolimowski'nin Moonlighting filmi geldi. Daha önce yönetmenin Polonyalı olduğunu düşünmemiştim, yazıyı yazarken hatırladım. Filmde 80'lerde Londra'ya giden Polonyalı dört kaçak işçinin hikayesi anlatılır. Jeremy Irons filmde kolay unutulmayacak bir karakter çizer. Eminim Polonyalı yönetmenlerden güzel bir film listesi çıkarılır.
warsaw strong man
Vistula, Polonya'nın en uzun nehri. Krakow da dahil olmak üzere pek çok şehrin içinden geçiyor. Nehir kıyısı, tenha ve şehirden koparılmış görünüyor. Issız nehir kıyısında yürürken kendinizi şehirde bir başınıza hissetmeniz mümkün. Yukarıda nehre sırtını dönmüş "Güçlü Adam" heykeli. Varşova'da sadece heykellere yönelik bir gezi bile yapmak mümkün, şehrin ummadığınız bir köşesinde karşınıza pat diye -genelikle klasik üslupta yapılmış- nefis bir heykel çıkabiliyor.
warsaw
Kimilerine göre Varşova!
warsaw st joseph church
Chopin'in lise yıllarında org çaldığı, 17. yüzyıla tarihlenen St. Joseph Kilisesi. Savaş sırasında yıkılmayan binalardan biriymiş. Önünde, pek seçilmese de Polonyalı bir kardinalin heykeli var.
warsaw castle square
Eski Şehir'e girerken. Polonya tarihinde pek çok dramatik olaya sahne olan Kale Meydanı (Castle Square)
warsaw castle square
Kale Meydanı /Castle Square) ve 17. yüzyılda dikilen Sigismund Sütunu (Sigusmund, başkenti Krakow'dan Varşova'ya taşıyan kral). Bu sütunun Polonya'nın en eski seküler anıtı olduğu söyleniyor.
warsaw old city
Eski şehirden manzaralar.
warsaw old city
warsaw market square
Eski şehrin meydanı (Market Square). Burası 13. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Varşova'nın en önemli kentsel mekanı olmuş. Şenlikler burada yapılıyor, pazar burada kuruluyormuş. İkinci Dünya Savaşı'nda taş taş üstünde kalmayacak şekilde yıkılıyor ve aslına uygun bir şekilde yeni baştan inşa ediliyor.
warsaw market square

Savaş sonrasında meydan etrafındaki yapılar. (Kaynak: foto)
warsaw old city

warsaw old city

warsaw old city
Kışın ıssızlaştırdığı sokaklarda dolaşırken -fakat mutlaka ağır ağır yürüyen bir yaşlı teyze oluyor etrafta- yine aynı çorbacıya sığınıyorum ve bu şehri bir de güzel havalarda görmeyi umuyorum. Bakalım!
warsaw food



Yorumlar

  1. Varşova'da gezmiş kadar oldum yazılarınızla. Hiç merak etmediğim bir yerdi ama sayenizde şimdi görmek istiyorum. Bu arada Endonezya'ya götürecek misiniz bizi yine? Özledim:))))

    YanıtlaSil
  2. Japonya'ya gitmediniz mi hala?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. karamel,
      blog'da endonezya'dan başka ülkenin olmadığını farkedince silkinip kendime geldim ve biraz ara verdim yazılarına. yoksa anlatacak çok şey var. ülke büyük (ve güzel), ben napayım?
      yok hayır, japonya'ya hala gitmedim. sponsor bekliyorum :) gidenlerden çok pahalı olduğunu duydum, gözüm korktu. filmleriyle, kitaplarıyla yetiniyorum şimdilik.
      sevgiler!

      Sil
  3. Acılarıyla yaşamış hüzünlü bir kent Varşova. Pek çok kez gidip yaşadığım yerleri tekrar görmek iyi geldi.. Elinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim ilk gidişimdi fakat çok etkilendim ve karmaşık duygularla döndüm. Avrupa şehirlerinin çoğu savaş yıllarının travmasından sıyrılmış görünüyorlar ama Varşova öyle değil. Belki de yoğun bir şeyler yaşanmış olduğundan. Gerçekten hüzünlü bir kent...Sevgiler,

      Sil
  4. Sehir hos gorunmus ancak biraz soguk galiba :) Fiyatlar nasildi

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...