Ana içeriğe atla

prag'da sonbahar


Bazı şehirler belli mevsimleri çağrıştırıyor. Prag bir sonbahar şehri.

Çılgınca bir turist kalabalığının, turistik kartpostallar, kupalar, oyuncaklar satan dükkanların, bilet satıcılarının arasında kuytu bir köşe arayıp geçmişin soluğunu hissetmeye çabalamanın şehri. Alegoriler şehri. "Bir varmış bir yokmuş" şehri...

Kiremit çatıların, kararmış taşların, loş sokakların, daracık tünellerin, Moldau ırmağının ve köprülerin şehri. Güzel bir baş gibi yükselen kulelerin, bakır çalığı kubbelerin şehri.

Bir meydan kafesinde bulutlu bir öğle sonrasında oturup kalmanın şehri.
Smetana’nın içinden geçen nehrin akışını anlattığı şehir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ndeki Tomas’la Tereza’nın işgal altındaki şehri...

Nazım’ın Slavia kafesinde güneşli maviliklere duyduğu özlemin şehri :
Şair, memleketten uzak,
hasretlerle delik deşik,
Eski kentte duruyordu,
meydanlıkta,yapayalnız.
Gotik bir duvar üstünde
Hanuş Usta'nın saati
onikiyi vuruyordu.
Güneşli bir güne özlem.

Kulelere bakan bir çatı katında sabah odanda ne olarak uyanacağını bilmeden yattığın, tedirgin uykuların şehri. Dehlizlerin, şatoların, uzun gölgelerin, ince yüzlü üzgün adamların şehri.

Prag, Kafka’nın kurtulmaya çalışıp kurtulamadığı “pençeleriyle onu bırakmayan küçük annesi”

Bağrında, arkadaşı olmayı en çok istediğim yazarın adımlarını taşıyan şehir. Biraz çocuksu, biraz karanlık, biraz kederli. Sonbahar gibi..


Yorumlar

  1. Saatli kulenin haybeti insani orta caglara sureklemekte
    Tarih kokan bir sehir gidilecekler arasinda onde olmali

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

gezginlerin aşırı acıklı san sebastian deneyimi

İtiraf edeyim ki plaj şehirlerini oldum olası pek sevememişimdir. Yazın kumsalların insan yığınlarıyla dolduğu sahiller bende hep bu çılgın kalabalıktan uzaklaşma isteği uyandırır, Güney kıyısında büyümüş olmama rağmen Kuzeyli damarım kabarır. Bu Kuzey Avrupa gezisinin en gösterişli şehri olan San Sebastian 'a da (Baskça ismi Donostia ) bu yüzden midir bilmem çok büyük bir heyecan duymadan gittim. (Bu şehre haksızlık yapıyor olabilirim ama pek de merhametime ihtiyacı olmayan bir şehir burası.) Kafamda sevimsiz bir sıcakla ve plaj resmiyle bağdaştırarak gittiğim San Sebastian'da, -artık evrene ne tür bir sinyal göndermişsem- karşımda yukarıdaki gibi günlük güneşlik bir kent yerine yağmuru ve sert rüzgarlarıyla insanı sersemleten bir şehir buldum. Aslında bu Kuzey şehrini daha fazla sevebilirdim fırtınalı ve yağışlı bir havada görmemiş olsaydım. (Yazarın bu paragraftaki tutarsızlığını, çelişkili ifadelerini hemen farkettiniz sanırım.) Bu yaz fotoğrafları, Clezio'nun ...