Ana içeriğe atla

bali'de tipik bir ev ve mumbul inn

Bali'de tipik bir ev, genişçe bir bahçenin içinde yer alan bungalovlardan oluşuyor. Her bir bungalovun ayrı bir işlevi var. Ubud'a ilk gidişimizde bir gece Puri Saraswati Bungalovlarında kaldık. Ertesi güne yer olmadığını söylediler. Biz de hemen yan taraftaki Mumbul Inn'e geçtik. Burası bir aile işletmesi. (Ön tarafta da lezzetli yemekleri olan Mumbul Restaurant var.) En fazla kalacak iki yerin olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü ailenin kendisi de diğer bungalovlarda kalıyor. Daha sonra Surabaya'ya döndüğümüzde Polonyalı arkadaşımız Kamil ve kız arkadaşına da burayı tavsiye ettik. Onlar da burada kaldılar.     
Sağ üst taraftaki bungalov bir nevi oturma odası. Akşamları ev ahalisi toplanıp yerde oturarak Dünya kupası maçlarını izliyorlardı. Bizi de çağırdılar. Hep birlikte maç izledik.
Kaldığımız bungalov. (Kahvaltı dahil geceliği 30 dolar.)
Kaldığımız yerin karşı tarafı. Arada bir vadi var.
Evlerin dağı sembolize eden bahçe kapıları. Dağlar, orada Tanrıların yaşadığına inanan Hindular için kutsal.
Sabah kahvaltılarında gözlerimi bu güzel çiçeklerden alamadım.
Hint Destanı Ramayana'dan sahnelerin yer aldığı duvar kabartmaları.
Evlerin duvarlarını süsleyen motiflerden
Çiçekler, kuşlar, kıvrımdallar.
Sokakta geleneksel kıyafetler içindeki çocuklar.
Sonra bana poz verdiler:)


Yorumlar

  1. Dağı sembolize eden bahçe kapılarına bayıldım ben. Bungalovlar da çok güzel, sevimli, sanırım bungalovların atası Hindular, ilk olarak onlar isim vermiş olmalı. Sen daha iyi bilirsin tabii Alkımcığım, ben susayım en iyisi;)
    Yalnız bir şey soracağım sana, çocuklar özellikle mi geleneksel kıyafetler giymişler, yoksa hep öyle mi dolaşıyorlar?

    Çok hoş yerlerde kalmışsın Alkım, fiyat da bana kalırsa fena değil. Sen hep böyle fotoğraflar yayınla, yazılar yaz, ben gitmek için delireyim oralara, harika bir misyonersin sen;)

    Öpüyorum, fotoğraflar için teşekkürler, sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Justine, ben de yazdıkça bir daha gitmiş gibi oluyorum neredeyse. Gezmenin böyle bir yanı var sanırım, hiç adını dahi bilmediğin yerler birden zihninde yer ediveriyor ve hatta farkında olmadan özlemeye başlıyorsun oraları.

    Bungalovun etimolojisini bilmiyordum. Baktım, Hintçe hatta Bengalceden geliyormuş. Balililer "bale" diyorlar aslında. Sıcak iklimin getirdiği bir mimari tabii. (Hiç baharları, baharlı şarkıları yok, ne ilginç!)

    Genç yaşlı hemen herkes böyle giyiniyor Justinecim. Özel bir durum değil. Ben bayıldım bu kıyafetlere. Özellikle de renklere!

    YanıtlaSil
  3. ah baliye benim de gitme sansim olmustu, muazzam buyuleyici bir yer degil mi??? insanlarinin mutlulugu ve guler yuzlulugu, tabiatin muhtesemligi, renkler, ve ah o yagmur... yaziniz ve fotograflar cok guzel duygular canlandirdi, tesekkurler..

    YanıtlaSil
  4. evet, ben de çok etkilendim bali'den. dediğiniz gibi renkler, tabiat, insanlar, kültür, hepsi ayrı güzel. dünya üzerinde -ismini bile bilmediğimiz- kimbilir daha ne güzel yerler var...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

gezginlerin aşırı acıklı san sebastian deneyimi

İtiraf edeyim ki plaj şehirlerini oldum olası pek sevememişimdir. Yazın kumsalların insan yığınlarıyla dolduğu sahiller bende hep bu çılgın kalabalıktan uzaklaşma isteği uyandırır, Güney kıyısında büyümüş olmama rağmen Kuzeyli damarım kabarır. Bu Kuzey Avrupa gezisinin en gösterişli şehri olan San Sebastian 'a da (Baskça ismi Donostia ) bu yüzden midir bilmem çok büyük bir heyecan duymadan gittim. (Bu şehre haksızlık yapıyor olabilirim ama pek de merhametime ihtiyacı olmayan bir şehir burası.) Kafamda sevimsiz bir sıcakla ve plaj resmiyle bağdaştırarak gittiğim San Sebastian'da, -artık evrene ne tür bir sinyal göndermişsem- karşımda yukarıdaki gibi günlük güneşlik bir kent yerine yağmuru ve sert rüzgarlarıyla insanı sersemleten bir şehir buldum. Aslında bu Kuzey şehrini daha fazla sevebilirdim fırtınalı ve yağışlı bir havada görmemiş olsaydım. (Yazarın bu paragraftaki tutarsızlığını, çelişkili ifadelerini hemen farkettiniz sanırım.) Bu yaz fotoğrafları, Clezio'nun ...