Santiago, Galiçya otonom bölgesinin başkenti. Burada İspanyolcadan çok Portekizceye yakın bir dil, "galego/gallego" konuşuluyor çoğunlukla. Yer isimleri, tabelalar vs. de bu dilde. Galiçya, Avrupa'nın ucuna itilmiş haliyle ve ıssız kayalıkları, haliçleri, yeşil kırları ve yağmurlu havasıyla İspanya'nın parçası olmaktan çok, neredeyse yalnız bir Orta Dünya gibi. Zaten özerkliklerini kazanmak için Basklar ve Katalanlar gibi epey mücadele ediyorlar. Galiçya'ya bu anlamda kök söktüren Franco ilginçtir ki Galiçya'da doğmuş.
Santiago de Compostela, Hıristiyanlık için önemli bir merkez. İsa'nın havarilerinden St. James'in (Aziz Yakup) naaşının taştan bir tekneyle Kudüs'ten buraya getirildiğine inanılıyor. Hatta teknenin bağlandığı taşın olduğu varsayılan yerde, -ismini bu taştan alan- Padron diye küçük bir şehir bulunuyor. Padron şehrini görmek isterdim. Pazar günleri çok büyük bir pazar kuruluyormuş, aynı zamanda Galiçya'nın 19. yüzyılda yaşamış ve ismini bir şekilde duyurmayı başarmış kadın şairi Rosalia Castro'nun yaşadığı, müzeye dönüştürülmüş evi de buradaymış.
Santiago de Compostela, özellikle 12. yüzyılda Hıristiyanlar için Roma ve Kudüs kadar önemli bir hac yeri haline geliyor. Camino de Santiago (Santiago yürüyüşü) bu hac yolculuğuna verilen isim. Popüler yazar Paulo Coelho'nun çıkışı da Pireneler'den Santiago'ya 700 km.lik yürüyüşünü anlattığı Hac kitabıyla olmuş. Bu uzun yolun son 100 kilometresini yürüyen ya da 200 kmsini bisikletle kateden hacılara bir belge veriliyormuş. Kuzey İspanya yolculuğu boyunca yollarda modern asalarıyla yürüyen hacılara rastlıyoruz.
Santiago'da eski şehir, küçük bir alan üzerinde yer alıyor.
Kapalı bir havada ortaçağ dokusunun korunduğu tenha sokaklarda, çan
seslerinin eşliğinde yürüyoruz. Atmosfere diyecek yok! Ara ara kalabalık
bir turist grubuna rastlasak da genel olarak bir sakinlik var şehirde.
Havaalanında karşılaştığımız, Türkiye'den gelmiş bir öğrenci bize
"Santiago'ya niye gidiyorsunuz, Vigo çok daha güzel," demişti. Vigo son durağımız olacak, böyle bir Ortaçağ mimarisi yok orada, yaşamak için tercih edilebilecek, neşeli bir balıkçı şehri. Santiago ise güzel olduğu kadar uhrevi yapılarının da etkisiyle dingin, yaşlı ve
ağırbaşlı bir şehir. Fotoğrafta görülen revaklı Nova sokağı (Rua Nova).
Hac yolculuğunun simgesi haline gelmiş, hacılara güzergahlarında yol gösteren deniz kabuğu, ok işareti ve St James veya Santiago hacı, tişörtler üzerinde.
Santiago'nun merkezine tüm haşmetiyle kurulan katedral (Catedral del Apostol) ve ön tarafındaki büyük Obradoiro meydanı (Plaza de Obradoiro). Katedralin olduğu yapı kompleksi o kadar büyük bir alana yayılmış ki her cephesi farklı bir meydana bakıyor.
Barış'ın objektifinden Santiago'da bir sokak.
Burma sütunların,
bitki, çiçek ve hayvan motiflerinden oluşan cephe bezemelerinin görüldüğü,
İspanya'ya özgü bu üslup Plataresk olarak nitelendiriliyor. Gaudi'nin nelerden ilham aldığı belli oluyor. (Barış'ın objektifinden)
Ağırbaşlı bir kent olduğunu söylemiştim:))
Santiago'da bitişik nizam. Fotoğraf burasının bir kuzey şehri olduğunu yeterince söylüyor sanırım.
Santiago'da iki hacı.
Ağaçlar ve asırlık taşlar...
Katedralin baktığı meydanlardan Praza da Inmaculada.
San Paio de
Antealtares Manastırı'nın cephesi.
Katedralin etrafındaki bir başka meydan (Praza da Quintana) ve sanırım Santiago'da en çok beğendiğim meydan.
Şehrin
eski merkezinden çıkıp bir tepe üzerine kurulan büyük parkına
yürüyoruz. Şehir içinde böyle parklar görmeye ne kadar hasretiz. Şehri ağaçların arasında, uzaktan, neredeyse bir resmi seyreder gibi seyrediyoruz.
Dönüş yolunda karşımıza çıkan küçük, sıradan bir park bile insanın gözüne çok güzel görünüyor. Yaşadığım şehri düşününce böyle parklara özlemle bakmaktan sanırım kendimi alamıyorum.
Meydanlardan birinde çiçeklerden yapılan haç ve dini figürler.
Ortadaki benim! Bir sonraki yazıda yemekleri yazacağım, Galiçya'nın meşhur yemeklerini.
Çok iyi yahu. Bu Avrupanın gotik mimarisi hep dikkatimi çekmiştir. Çok başarılı. Emeğinize sağlık efendim.Takipteyiz.
YanıtlaSilTeşekkür ederim Emrah. Takipte kalınız:)) Sevgiler.
SilAlkım,
YanıtlaSilBen de ''The Way'' filmini izlediğim günden beri buraya gitmeyi düşünüp, duruyorum. Bir türlü bileti alıp, yola düşemedim:) Şimdi bu yazıyı okuyunca ve muhteşem fotoğrafları görünce iştahım kabardı. Fotolar demişken, fotoğraflar hangi makina ile çekildi? Renkler insanı bu şehre doğru çağırıyor:) Keyifli yolculuklar diliyorum.
Merhaba Özlem,
SilBu filmi bilmiyorum, merak ettim şimdi, Buralarda mı geçiyormuş? Ben de izleyeyim.
Fotoğraf makinam Sony Alpha 330. Pratik bir makina aslında. Fakat doğrusu eskiden çok daha memnundum, ufak tefek sorunları çıkmaya başladı, bir de eskiden daha iyiydi görüntü kalitesi. Ya da bana öyle geliyor.
Umarım yolun buralara düşer ve sen de izlenimlerni paylaşırsın. Sevgiler!
Film, tam da gittiğin yerlerde geçiyor. :) Bir babanın ölen oğlunun ardından yaptığı hac yolculuğunu anlatan bir yol filmi. Beğeneceğinden eminim. İzle bakalım, ne diyeceksin?
SilMuhakkak izleyeceğim Özlem. Teşekkürler önerin için.
SilBayıldım, bayıldım :)
YanıtlaSilSenin, klasik turist güzergahında olmayan bu sıradışı gezi yazılarını çok seviyorum. Fotoğraflar muhteşem, şehrin kendine has bir ruhu var gördüğüm kadarıyla ve onu ta buradan, bilgisayarın başından hissettim. Ama favorim son fotoğraf ;)
Özlem hoşgeldin;)
SilYazıları sevmene sevindim. Geçenlerde bir arkadaşım gezi yazılarını aslında insanın kendisine yazdığını söylüyordu, bazen başka birinin gezdiği yerlerle insan bir ilişki kuramayabiliyor. O açıdan haklılık payı var...
Son foto favorin demek. Seyahatlerde kendimi çekmeyi beceremiyorum, etrafa bakmaktan ona pek sıra da gelmiyor zaten. Böyle aynalı yerler iyi oluyor o yüzden. Epeyce aynalı fotoğrafım var da baymamak için koymuyorum. Onlardan bir albüm yapabilirim:)
Sevgiler,
O albümü görmek istiyorum :))
SilKahkaha attım mesajını görünce. Çok alemsin:))
SilSevgili gezgin dost
YanıtlaSilBir hususu eklemek isterim.Bu fotoğraflarını koyduğunuz Santiago di Kompostela ( kilise veya katedral nasıl derseniz) bir UNESCO dünya Mirası. Camino di Santiago ise yine ayrı bir maddede UNESCO Dünya Mirası listesine girdi. Dünyada yalnızca 2 yol birisi burası ve diğeri de Meksikadaki gümüş yolu listede. Belki bundan sonrakilerde yayınlayacak ve bilgi vereceksiniz ama bu yoldaki kiliseler , manastırlar, aldığınız özel pasaport.... çok ilginç.
Anılarımızı tazelediğiniz için teşekkürler
Atila Ege
Merhaba Atila Ege,
SilPardon, epey geç gördüm mesajınızı. Evet katedralin ve Camino de Santiago'nun UNESCO Dünya Mirası listesinde olduğunu biliyordum ama bahsetmeyi unutmuşum sanırım. Teşekkürler belirttiğiniz için. Sevgiler,
Güzel ve faydalı bir yazı olmuş,fotoğraflarınız harika...Ben de bu yolu ''The Way'' filmi sayesinde öğrendim.Yürümeyi ve geçtiğimiz Eylül'de eşim ve 4 arkadaşımız ile Madrid,Valladolid,Sevilla ve Granada'yı kapsayan 13 günlük bir gezi ile İspanya'ya aşık olmamdan dolayı bu güzergah için yanıp tutuşuyorum.Şimdiden kendimce plan ve programlar içerisindeyim,bu yolu yürümeyi çok istiyorum.Ama aklımın bir köşesinde Madrid'teki Mercado San Miguel-içerisinde sayısız tapas bar ve jamon şarküterisinin bulunduğu kapalı pazar yeri ''Gurme Kabe'si''-Valladolid şehrinin herşeyi,Sevilla'nın Giralda,Alcazar ve Plaza España'sı ve Granada'nın tabiiki Alhambra'sı ve tüm bu şehirlerde tadına baktığımız eşsiz lezzetler.Durumum çok kötü,karar vermesi çok zor..''VİVA ESPANA TE AMO SİEMPRE''...
YanıtlaSilThe Way=2010 Emilio Estevéz yapımı,filmde Emilio Estevéz'de Martin Sheen'in oğlu rolünü oynuyor.Film biraz İspanyolca ile bu yolu anlatıyor.Çok ilginç ve izlenesi bir film,Soğuk bir kış gecesi sıcacık bir sahlep ve fındıklı kurabiye eşliğinde izledim.Nefisti,tavsiye ederim..
YanıtlaSilThe Way=2010 Emilio Estevéz yapımı,filmde Emilio Estevéz'de Martin Sheen'in oğlu rolünü oynuyor.Film biraz İspanyolca ile bu yolu anlatıyor.Çok ilginç ve izlenesi bir film,Soğuk bir kış gecesi sıcacık bir sahlep ve tres leches eşliğinde izledim.Nefisti,tavsiye ederim..
YanıtlaSilAh,çok geç farkettim mesajınızı, kusura bakmayın. Filmin adını duymuştum, bir yere not edeceğim ve ilk İspanya krizimde izleyeceğim.
SilNe güzel anlatmışsınız, bence siz de izlenimleriniz yazın, bulunsun bir yerde. İspanya insanda çok güzel izler bırakıyor. Ben de 6 ay Granada'da yaşadıktan sonra İspanya'ya tam anlamıyla vuruldum. Ülkenin çoğunu gezdim ve kalbimin Endülüs'te kaldığını söyleyebilirim. Evet, ben Endülüsçüyüm:) Ama Kuzey İspanya'da bahsettiğiniz yürüyüşü yapmak bence muhteşem bir deneyimdir. Umarım yaparsınız. Haber edin yaparsanız!
cok hos resimler
YanıtlaSilTürkiye’nin en iyi diyetisyenleri, 81 ilde uluslararası yöntemlerle kişisel ve kurumsal beslenme danışmanlığı, beslenme eğitimleri, yaşam koçluğu ile online diyet danışmanlığı.
YanıtlaSilwww.diyetuzmani.com.tr
#diyetisyen #türkiyenineniyidiyetisyenleri #diyetuzmanı
İspanya Çok Güzel ve otantik bir ülke umarım bende bir gün giderim ofisten çıkıp şööle bi avrupayı gezesimvar hep hayal :)
YanıtlaSil