Ana içeriğe atla

picos de europa - arabayla kuzey ispanya

Oviedo’dan sonra aynı zamanda ulusal park olan Picos de Europa’ya doğru ilerliyoruz. Picos de Europa, “Avrupa’nın Tepeleri” anlamına geliyor. Söylentiye göre seferden dönen denizcilerin koydukları bir isimmiş. Park, Austrias, Cantabria ve Castilla y León eyaletlerine yayılıyor. Picos de Europa, İspanya’nın en yüksek dağları değil. En yüksek tepesi Endülüs’te Sierra Nevada’nın Mulhacén Tepesi.
Picos de Europa, yürüyüş, mağara yürüyüşü ve tırmanış yapmak isteyenler için farklı zorluklarda harika rotalar sunuyor. Fakat biz çok yürüyüş yapma olanağı bulamıyoruz, Kuzey İspanya turu için belli bir süremiz olduğundan buralardan arabayla geçiyoruz. Dağlar çok etkileyici. Yol boyunca çeşitli koyaklardan, ıssız köylerden, köprülerden, nehirlerden geçiyoruz. Yol boyunca hava sürekli değişiklik gösteriyor. Ara ara yağmurlu, kimi zaman sisli, ara ara güneş başını uzatıyor. 



Son zamanlarda gördüğüm en güzel demiryoluna yol üzerinde rastlıyorum. 





Dağlar dağlar.




Picos de Europa turunun son durağı Potes isimli bir kasaba oluyor. Burası, içinden nehir geçen, eski bir kasaba. Taş evleri ve kiremt çatılarıyla özgün bir konut mimarisi var. Fakat iç savaş sırasında evler büyük ölçüde hasar görüyor ve restore ediliyor. Fotoğrafraki San Cayetano köprüsü, Ortaçağ zamanlarından kalma.
Potes'in taş köprüsü ve taş evleri.
Potes gezginlere konaklama imkanı da sunuyor. Biz yola çıkarken Potes'de kalmayı düşünüyorduk fakat gezinin ilk yarısında karar değiştirip Picos de Europa'dan ayrılarak Santillana del Mar'da kalmaya karar veriyoruz.
Gezinin sonunda hakedilen cafe con leche'yi Potes'te içip yolumuza devam ediyoruz. Yine yemek konusunda sıkıntı yaşadığımız bir gün, Potes'ten sonra geceyi geçirmek üzere geldiğimiz Santillana del Mar'da açık bir yer bulamıyor, bir barda bulduğumuzla yetiniyoruz. İşte bir İspanya klasiği :)

Yorumlar

  1. ne güzel yerler,ne kadar güzel fotoğraflar...sabah sabah içim açıldı :)
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim mor incir. yorumunu görmek çok güzel. yolculuk nedeniyle biraz ara girdi, yanıt yazamadım. kusura bakma:)

      Sil
  2. alkımcım, aslında varşova ve krakow yazılarına uzun uzun yorumlar yazmak niyetindeydim, ilk defa burada benim de gitmiş olduğum yerleri okumanın gururu içindeyim diyerekten:) araya işler vs. girince kaldı, şimdi tatilde ispanya notlarını okurken yine bir gezmek heyecanı sardı beni, ispanya olamasa bile muhakkak bir yerlere gitmeliyim:)

    kuzey ispanya ne harika bir yermiş, özelikle picos de europa’a bayıldım, tam yaşamalık. avlu festivali şahane fikir, çiçeklerin sıralandığı fotoğraf çok güzel. bütün fotoğraflar, yazdıkların hemen bir yol havasına sokuyor insanı. mezarlık kapısında sohbet fotoğrafı ne hoş, içten bir fotoğraf olmuş, teyzeye gülücükler yolluyorum buradan:)

    gezince insan daha bir şiddetli acıkıyor ya, o sırada yiyecek bir şeyler bulamamanın ne kadar fena olabileceğini derinden hissettim okurken, çok sinirli olunacak zamanlar tam:)

    george sand’in bir sözüyle bitireyim: “bir yoldan daha güzel ne var ki? yol, etkin ve çeşitliliklerle dolu yaşamın simgesi ve hayalidir.”

    YanıtlaSil
  3. zerkacım,
    ne güzel yorumunu görmek! yaz olunca bir kaçışma, dağılma başlıyor ya, o yüzden iyice ıssızlaşıyor buralar. ben bile terkediyorum kendi sayfalarımı, sayende döndüm tekrar;)

    senin yorumlarını yazılarıma ekleyesim var! bir kere okumakla yetinemiyorum. bak her zaman söylemiyorum, seni sıkmamak için ama gerçekten bu böyle biline;)

    araya tatil vs girince ben de koptum blogdan, o yüzden geç yazıyorum biraz. ispanya çok güzel bir ülke zerka, avrupa'da en çok beni çeken ülke sanırım. biraz da orada yaşamamın etkisi var. mahalle kültürü; küçük, salaş yerler, sürpriz gibi karşına çıkan meydanlar, avlular...kuzey ispanya biraz bizim karadeniz gibi. bol yağış alıyor, yemyeşil... avlu festivali ise güneyde, cordoba'da...

    fırsat bulabilirsen senden polonya izlenimlerini duymak isterim;)

    george sand'ın sözüne bayıldım. hemen bir yere yazdım.
    umarım güzel geçiyordur tatilin. çok sevgiler toroslar'dan!

    YanıtlaSil
  4. Bir gece nöbetinde, Kuzey İspanya hayalleri kurarken,bloğunuza rastladım.Çok beğendim!Şu an itibariyle sizi takip etmeye çalışacağım.
    Saludos!
    Aykut Saral

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, çok mutlu oldum. Biraz ara verdim ama tamalayacağım Kuzey İspanya gezisini. Saludos;))

      Sil
  5. Son cümle gitmiş. Santillana del Mar'ı, Bask kentlerini anlatmadan Vigo'ya mı geçtin yani?

    YanıtlaSil
  6. Alkım hanım yazınızdan ziyade eklediğiniz resimlere hayran kaldım. İzniniz olursa birkaçını kullanmak isterim.

    YanıtlaSil
  7. Merhaba, kullanabilirsiniz tabii ama kaynak belirtebilir misiniz? Teşekkürler :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...