Ana içeriğe atla

Junjungan Ubud Hotel


Junjungan Ubud Hotel, Junjungan köyünde, doğanın ortasında, pirinç tarlalarının kıyısında küçük bir otel. Biz pirinçlerin su altında olduğu zamana denk geldik. Tarladan tarlaya değişiyor bu durum. Her şeyde bir dinginlik, bir sakinlik hakim, bir yanda şırıl şırıl sular akıyor. Otelde size verilen bisikletlerle çevre köylere gezilere çıkabiliyorsunuz. Ubud 3.5 km.lik mesafede. İstenirse bir servis aracı sizi Ubud'a bırakıp alıyor.  
Sanırım hayatımda hiç bir otel üzerimde böylesine bir terapi etkisi yaratmadı. Ubud çevresinde ortanın biraz üstü bir fiyat skalası olan otelin bir kampanyasından faydalandık ve gezilerde hiç yapmadığımız şeyi yapıp üst üste beş gece boyunca bu otelde kaldık. Hasta olmanın da verdiği bir yorgunluk vardı tabii. 
Balkon keyfi ve sakin günler...Ördeklere bakıyorum!
Siwi'nin sayesinde "hasta ve yorgun" gezginlere bir kıyak geçip onları büyük odaya aldılar. "Burası bizim evimiz olsun!"
Minik bir havuz. Bisiklet gezilerinden sonra tüm yorgunluğu alıyor. 
Biraz belim ağrısa da yılmadım bu köşede oturdum. Kimi zaman çayla, kimi zaman bir defterle. Çiçeklerin müthiş kokusunu kayda geçmeli. Koku nasıl tarif edilir ki?
Usul usul başlayıp birden hızlanan yağmur!
Yağmurun mutlulukla bir ilgisi olmalı. Islanmış toprak ve ahşap kokusu.
Dinginlik...
En sevdiğim saat. Çay saati! Otelde üçle beş arası çay saati var. Yanında da değişik bir tatlı veriliyor. Çaydan istediğim randımanı (of, ne kelime ama!) alamayınca mangosteen ("mangostan" ) green tea içmeye başladım. Tadı çok güzeldi, bir yerde görürsem alacağım mutlaka. 
Çayın yanında iki tipik tatlı: Dadar gulung (Bali usulü krep) ve kelepon. İkisinde de pirinç unu kullanılıyor. Malum, pirinç memleketi.
Ve karşınızda Siwi! 

*Dilera ve Başak, Ubud'da kaldığım yerleri sormuşlardı. Fırsat buldukça yayınlamaya çalışacağım. Biraz fasılalı oluyor, biliyorum. Bu gidişle Ubud'dan çıkamadan seneyi bitireceğim. Buna da şükür diyelim:)

Yorumlar

  1. Ne güzel bir yer. Alkımcığım sen de fotoğrafta ne zarif, ne hoş çıkmışsın. Ellerinin duruşuna dikkat ettim, çok zarif, bakakaldım. C. çok eskiden benim bir fotoğrafımda aynı şeye dikkat etmişti, şaşırmıştım, hoşuma gitmişti. Şimdi yıllar sonra ben bambaşka bir fotoda aynı duruşu görüyorum, güzel bu

    Hiç yapmadığım bir şeydir ama C. ie orada, o otelde olduğumu hayal ettim, harika bir yer fotoğraflarda gördüğüm. Yarın bakmasını söyleyeceğim buraya, tam ona uygun, sessiz, sakin, huzurlu. Dediğin gibi pek güzel bir yer.

    Sana yazdığım cevapta da söylemiştim Alkımcığım, çok yorgunum bu gece. Şimdi dizi seyredip, dinleneceğim.

    Teşekkür ederim fotoğraflar için, böyle güzel bir yeri bizimle paylaştın, çok sağol.

    İyi geceler diliyorum, sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Justine, ben de sana teşekkür ederim. Yorgunsun ama yine de dikkatinden hiç bir şey kaçmıyor. Herkes bir fotoğrafta ne farklı şeyler görüyor. Ben de tıpkı senin bir zamanlar şaşırmış olduğun gibi şaşırdım sözlerine. Eller önemli ama, değil mi? Çok şey ifade ediyor.

    Burası çok sakindi. Hasta filan da olunca bize iyi geldi. Güzel bir şey, dünyanın daha yavaş döndüğünü; ahşabı, taşı, ağacı, suyu hissetmek ve telaşsız yaşamak:)

    Umarım C. de beğenir.

    Bugün Pazar. Bir güzel dinlen, İzmir'in güzel güneşi üzerinde olsun!
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. konumu, dokusu, kokusuyla çok güzel bir yer:) yazın gitmeli...

    YanıtlaSil
  4. kesin gitmeli, gitmeli de çok uzak:)

    YanıtlaSil
  5. İzmir çok güzeldi bugün; güneşli, tertemiz, mis gibi bir hava. Dileğin için sağol Alkımcığım, gerçekleşti;)

    Eller çok önemli tabii, ama burada ilginç olan benim eski fotoğrafımdaki duruşu gibi olması ellerinin, çok zarif;) C. söyleyene kadar ben de fark etmemiştim, şimdi dikkatli bakıyorum her fotoya, eh algıda seçicilik diyelim;p
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. A, bir şey daha var;) Acaba, bahsettiğin "green tea" çin lokantalarında yemeğin sonunda içtiğimiz çay mı, Alkım? Merak ettim şimdi, ilk önce bir şeye benzetememiştim ben onu, tatsız, kokusuz tuhaf bir çaydı, sonra bayılmıştım. Tek kelime ile mükemmeldi! Bulursan bana da söyle aldığın yeri, ben de alayım;)

    YanıtlaSil
  7. Burası yağmurluydu Justine. Ama güzel bir yağmurdu, bahar yağmuru. Yarın da yağmurlu olacakmış.

    Bahsettiğim çay, yeşil çayın "mangostan" aromalı olanı. Bu meyvenin ne olduğunu bilmiyorum, buralarda bulabilsem keşke, tadı çok güzeldi.
    Bir de yasemin çayı var, bilmiyorum hiç içtin mi? Yasemin yapraklarının çayını içiyor Çinliler. Çok güzel oluyor, mis gibi kokuyor. Rastlarsam haber ederim mutlaka;)
    Sevgiler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Oluşturmaya çalıştığım bir karakter vardı, ne yer ne içer diye düşünüyordum ki, uzak doğu mutfağıyla karşıma çıkan cennetsi resimler, ister istemez "özellikle yumurtalı pirinç pilavını çubuklarla yemeyi seviyordu" diye bir cümle kurdurdu... Bu sabah ziyaretim aynı zamanda bir iade-i ziyaret oldu ki, doğal oldu, iyi de oldu... İyi çalışmalar...

      Sil
  8. Bir karakter oluşturmaya çalışmak! Hem zorlu hem güzel. Çok kolay gelsin. Gezmek bana da bazen kocaman bir kitabın içinde dolaşmak gibi geliyor.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. Balkonda ordeklere baka baka kahve keyfi, sakinlik, yagmur, yesillik...Cennet gibi biryer. Harika bir gezi olmus. Washington'dan sevgiler...

    YanıtlaSil
  10. Didem öyle, cennet gibi bir yer. Yazdıkça daha da hissediyorum bunu. Benden de çok sevgiler;)

    YanıtlaSil
  11. İzmir'de yeni çadır bahçeli evler kuruldu, fotoğraflar onlara gerçekten benziyor. biraz geriden gelsek de bu tarz şeylerin izmirde olması benim gerçekten çok hoşuma gitti, yazınız için ayrıca teşekkürler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...