Ana içeriğe atla

ubud'da rengarenk sunular


Kendine has bir telaşı var Ubud'un. Her gün tanrılara sunular hazırlanıyor burada, her gün kadınlar (sadece kadınlar) sunuları ellerindeki hasır sepetlere yerleştirip bunları sunaklara taşıyor. Pirinçler pişiriliyor, palmiye ve muz yapraklarına sarılıyor, çiçeklerle süsleniyor, tütsüler yakılıyor. Tapınaklar temizleniyor; basamaklara çiçekler diziliyor; kaldırımlara, kapı önlerine, tapınaklara sunular yerleştiriliyor. Hiç bir yerde etrafın bu kadar süslendiğine tanık olmadmıştım. Heykelllerin kulaklarına çiçekler iliştiriliyor. Tapınak önlerindeki heykellerin alt kısımları siyah-beyaz damalı örtülerle sarılıyor. İyilik ve kötülüğü temsil ediyor siyah beyaz. İyilik ve kötülük iç içe...
Ubud'da pazar yerinin yanındaki tapınakta günün her saatinde mutlaka birileri oluyor. 
Evlerinin, işyerlerinin bir köşesinde, kaldırımlarda, tapınaklarda, her yerde tanrılara yemekler sunuluyor. Ben Galungan gününe denk geliyorum. Balili birinin blogunda bundan bahsettiğine rastladım. O gün tanrıların ve ölü ruhların adayı ziyaret ettiğine inanılıyor. Bu günde sunular daha cömert oluyor. Bir gün önceden kadınlar yemek hazırlıyor, erkekler her evin önüne dikilen penjorları hazırlıyor, süslüyor; tanrılar adına domuz kesiyor. Bisikletle gezerken Junjungan'da bir grup erkek domuzları bir sırığa bağlamışlar, tartıyorlardı. Acıklı acıklı inliyordu domuzlar. Bu arada, kadın-erkek rolleri kilometrelerce ötede, bambaşka bir kültürde de değişmiyor.

Bunların hepsi buna alışık olmayan turist kalabalığına olağanüstü geliyor tabii. Balicede "sanat" ya da "sanatçı" kelimeleri yokmuş. Ama bunları başlarının üzerinde taşıdıkları sepetlerden, sunularına kadar her yerde görüyor insan. Sıradan köylerde bile. Çocuklar küçüklükten dans etmeyi ve Gamelan müziğini öğreniyorlar. 
Galungan Günü için bambu çubuklarından hazırlanan "penjor"lar. Uçlarından kurutulmuş pirinç sapları sarkıyor. 
Penjor hazıırlıkları.
Genç bir kadın özel kıyafetiyle pirinç tanrısına sunular bırakmaya gidiyor.
Evlerin önüne konulan sunulardan...
Sokaktaki yüzlerce sunudan biri.

Daha önce nezleli karga'da yazmıştım Bali'yi. Gezi yazılarını ayrı bir yerde yayınlamaya karar verdim. Böyle bölüne bölüne nereye kadar gideceğim bilmiyorum ama şimdilik bunu deneyeceğim:) Ubud'la ilgili diğer yazılar için: 
http://nezlelikarga.blogspot.com/2012/02/haritada-bir-nokta-endonezya-notlar.html
http://nezlelikarga.blogspot.com/2012/02/cocuklukta-yaplan-yolculuklar-vardr.html

Yorumlar

  1. Merhaba Alkım,
    Öncelikle yeni blogun hayırlı olsun. Öyle keyifle okuyorum ki yazılarını blog sayının artmasına çok memnun oldum. Genel olarak duymuş, okumuştum bu sunu olayını ama bu kadar detaylı görünce şimdi çok etkileyici geldi. Ne sabır, ne emek ! Hani anneler bile şikayet eder bazen, her gün çeşit düşünüp yemek pişirmekten. Bu vatandaşlar hazırlıyor, taşıyor, götürüyor bıkmadan usanmadan. Hem de her gün. Çok iddialı değil mi ? Dediğin gibi hayatın yükünü de kadınlar çekiyor dünyanın her yerinde.
    Bambaşka bir zaman ve yaşam kavramları olmalı. Hiç biri tam zamanlı, günde 12 saat falan çalışmıyor muhtemelen. Düşünsene buralarda insanlar kendilerine yemek yapacak zamanı bile zor buluyor. Bir de işin maddi tarafı var tabii. Mutfak masrafı katlanıyor:) Merak ettim, sonra ne oluyor bu sunulara ?

    YanıtlaSil
  2. Işın Merhaba,
    Ne güzel seni burada görmek! Ne zamandır heves ettiğim bir şeydi gezilerimi yazmak ama kendime de çok güvenemiyorum. Vakit ayırmak gerekiyor. Bakalım, şimdilik deneyeceğim.
    Bu sunuların sonradan ne olduğunu ben de merak etmiştim. Sonradan atıldıklarını gördüm. Bir de sokak hayvanları, maymunlar filan içindeki yiyecekleri yiyorlar. Maddi anlamda o kadar yük getirecek sunular değil bunlar. Özel günlerde sadece çok fazla yiyecek oluyor. Yine de her gün bunu yapmak hakikaten bir iş, fakat bu hayatlarının bir parçası haline gelmiş.
    Çok sevgiler,

    YanıtlaSil
  3. Alkım, ilk önce header'ın şahane olduğunu söylemeliyim. Benim bloğa bıraktığın yoruma cevap yazarken söylemiştim, ama yerinde tekrar söylemek daha anlamlı, müthiş bir foto! (bu arada, yoğunluktan ancak fırsat bulabildim yazmaya) İki tanrının arasında mı duruyorsun sen şimdi, yoksa onlar mabet nöbetçileri mi? Arkeolog olduğumu söylemeye utanıyorum, benim alanıma -hiç ama hiç- girmese bile bu konular, böyle uydurup uydurup sallamamalıyım sanki;p

    Yazın sayesinde çok şey öğrendim, teşekkürler bilgiler ve fotoğraflar için. Ayrıca bölünebildiğin kadar bölün, ben seni hep zevkle okurum Alkımcığım.

    Sevgiler.

    p.s.: Bir de küçük bir rica; yorumların kelime doğrulamasını kaldırsan, sorun olur mu senin için? İnan anlayamıyorum ben o harfleri.

    YanıtlaSil
  4. Tabii, hayırlı uğurlu olsun bloğun, unutmuşum yazmayı;)

    p.s.: Saat ayarını da gözden geçirsen, burada saat üçü on altı geçiyor... Tamam tamam, gittim ben;)

    YanıtlaSil
  5. Justine hoşgeldin:) Her iki anlamda da!
    Header'daki foto, Borobudur denilen bir yerden. Budistler buraya gelip bir çeşit hacı oluyorlar. İki yanımda da Buda heykelleri var. Burası çok etkileyici bir yerdi. Yazmak istiyorum.
    Ah, yazmak istediğim çok şey var ama bakalım...Ne tatlısın, "ben zevkle okurum" demişsin ya. Mutlu oluverdim birden:)
    Öpücükler,
    Alkım
    p.s. : kelime doğrulamasının farkında değildim. ben de sevmiyorum ve okunmuyor hakikaten. kaldıracağım.

    YanıtlaSil
  6. Ayarlar'a, Yorumlar'a gittim filan ama bu kelime doğrulamasını nereden değiştireceğimi bulamadım. Dur biraz daha kurcalayayım:)

    YanıtlaSil
  7. Alkım, kumanda panelinin, ayarlar-yorumlar bölümünde en aşağılarda "Yorumlar için kelime doğrulama gösterilsin mi?" diye bir soru var. oradan hayır'a tıklıyorsun canım.

    Borobudur hakkında yazacağın yazıyı merakla bekleyeceğim, sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. aa hayırlı olsun yeni bloğun alkım, hani header fotoğrafı göremiyorum ben, kaçırdım mı yoksa bir şeyleri:)
    sunak tabakları, düzenlemeleri ne güzelmiş, resim gibi. ne zor şey ama bize her gün kendimize yemek hazırlamak bile zor geliyor, bir de böyle her gün özene bezene sunaklar hazırlamak, haftada bir falan yapılsa olmuyor mu?:)
    gezi yazısı okumayı severim, alkım gezi yazısı okumaya ise bayılırım, devamını bekleriz.
    sevgiler

    YanıtlaSil
  9. hoşgeldin zerka:) header'ı neden göremiyorsun acaba? header'a bir fotoğraf koymuştum, justine ondan bahsediyor.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  10. tamam tamam gördüm şimdi, şahane:)

    YanıtlaSil
  11. Bali seyahatinizi baştan sona kadar okudum. Muhteşem görüntüler, anlatımlar, izlenimler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, çok sevindim. Umarım bizzat gitme şansınız olur:)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...