Kendine has bir telaşı var Ubud'un. Her gün tanrılara sunular hazırlanıyor burada, her gün kadınlar (sadece kadınlar) sunuları ellerindeki hasır sepetlere yerleştirip bunları sunaklara taşıyor. Pirinçler pişiriliyor, palmiye ve muz yapraklarına sarılıyor, çiçeklerle süsleniyor, tütsüler yakılıyor. Tapınaklar temizleniyor; basamaklara çiçekler diziliyor; kaldırımlara, kapı önlerine, tapınaklara sunular yerleştiriliyor. Hiç bir yerde etrafın bu kadar süslendiğine tanık olmadmıştım. Heykelllerin kulaklarına çiçekler iliştiriliyor. Tapınak önlerindeki heykellerin alt kısımları siyah-beyaz damalı örtülerle sarılıyor. İyilik ve kötülüğü temsil ediyor siyah beyaz. İyilik ve kötülük iç içe...
Ubud'da pazar yerinin yanındaki tapınakta günün her saatinde mutlaka birileri oluyor.
Ubud'da pazar yerinin yanındaki tapınakta günün her saatinde mutlaka birileri oluyor.
Bunların hepsi buna alışık olmayan turist kalabalığına olağanüstü geliyor tabii. Balicede "sanat" ya da "sanatçı" kelimeleri yokmuş. Ama bunları başlarının üzerinde taşıdıkları sepetlerden, sunularına kadar her yerde görüyor insan. Sıradan köylerde bile. Çocuklar küçüklükten dans etmeyi ve Gamelan müziğini öğreniyorlar.
Galungan Günü için bambu çubuklarından hazırlanan "penjor"lar. Uçlarından kurutulmuş pirinç sapları sarkıyor.
Penjor hazıırlıkları.
Genç bir kadın özel kıyafetiyle pirinç tanrısına sunular bırakmaya gidiyor.
Evlerin önüne konulan sunulardan...
Sokaktaki yüzlerce sunudan biri.
Daha önce nezleli karga'da yazmıştım Bali'yi. Gezi yazılarını ayrı bir yerde yayınlamaya karar verdim. Böyle bölüne bölüne nereye kadar gideceğim bilmiyorum ama şimdilik bunu deneyeceğim:) Ubud'la ilgili diğer yazılar için:
http://nezlelikarga.blogspot.com/2012/02/haritada-bir-nokta-endonezya-notlar.html
http://nezlelikarga.blogspot.com/2012/02/cocuklukta-yaplan-yolculuklar-vardr.html
Merhaba Alkım,
YanıtlaSilÖncelikle yeni blogun hayırlı olsun. Öyle keyifle okuyorum ki yazılarını blog sayının artmasına çok memnun oldum. Genel olarak duymuş, okumuştum bu sunu olayını ama bu kadar detaylı görünce şimdi çok etkileyici geldi. Ne sabır, ne emek ! Hani anneler bile şikayet eder bazen, her gün çeşit düşünüp yemek pişirmekten. Bu vatandaşlar hazırlıyor, taşıyor, götürüyor bıkmadan usanmadan. Hem de her gün. Çok iddialı değil mi ? Dediğin gibi hayatın yükünü de kadınlar çekiyor dünyanın her yerinde.
Bambaşka bir zaman ve yaşam kavramları olmalı. Hiç biri tam zamanlı, günde 12 saat falan çalışmıyor muhtemelen. Düşünsene buralarda insanlar kendilerine yemek yapacak zamanı bile zor buluyor. Bir de işin maddi tarafı var tabii. Mutfak masrafı katlanıyor:) Merak ettim, sonra ne oluyor bu sunulara ?
Işın Merhaba,
YanıtlaSilNe güzel seni burada görmek! Ne zamandır heves ettiğim bir şeydi gezilerimi yazmak ama kendime de çok güvenemiyorum. Vakit ayırmak gerekiyor. Bakalım, şimdilik deneyeceğim.
Bu sunuların sonradan ne olduğunu ben de merak etmiştim. Sonradan atıldıklarını gördüm. Bir de sokak hayvanları, maymunlar filan içindeki yiyecekleri yiyorlar. Maddi anlamda o kadar yük getirecek sunular değil bunlar. Özel günlerde sadece çok fazla yiyecek oluyor. Yine de her gün bunu yapmak hakikaten bir iş, fakat bu hayatlarının bir parçası haline gelmiş.
Çok sevgiler,
Alkım, ilk önce header'ın şahane olduğunu söylemeliyim. Benim bloğa bıraktığın yoruma cevap yazarken söylemiştim, ama yerinde tekrar söylemek daha anlamlı, müthiş bir foto! (bu arada, yoğunluktan ancak fırsat bulabildim yazmaya) İki tanrının arasında mı duruyorsun sen şimdi, yoksa onlar mabet nöbetçileri mi? Arkeolog olduğumu söylemeye utanıyorum, benim alanıma -hiç ama hiç- girmese bile bu konular, böyle uydurup uydurup sallamamalıyım sanki;p
YanıtlaSilYazın sayesinde çok şey öğrendim, teşekkürler bilgiler ve fotoğraflar için. Ayrıca bölünebildiğin kadar bölün, ben seni hep zevkle okurum Alkımcığım.
Sevgiler.
p.s.: Bir de küçük bir rica; yorumların kelime doğrulamasını kaldırsan, sorun olur mu senin için? İnan anlayamıyorum ben o harfleri.
Tabii, hayırlı uğurlu olsun bloğun, unutmuşum yazmayı;)
YanıtlaSilp.s.: Saat ayarını da gözden geçirsen, burada saat üçü on altı geçiyor... Tamam tamam, gittim ben;)
Justine hoşgeldin:) Her iki anlamda da!
YanıtlaSilHeader'daki foto, Borobudur denilen bir yerden. Budistler buraya gelip bir çeşit hacı oluyorlar. İki yanımda da Buda heykelleri var. Burası çok etkileyici bir yerdi. Yazmak istiyorum.
Ah, yazmak istediğim çok şey var ama bakalım...Ne tatlısın, "ben zevkle okurum" demişsin ya. Mutlu oluverdim birden:)
Öpücükler,
Alkım
p.s. : kelime doğrulamasının farkında değildim. ben de sevmiyorum ve okunmuyor hakikaten. kaldıracağım.
Ayarlar'a, Yorumlar'a gittim filan ama bu kelime doğrulamasını nereden değiştireceğimi bulamadım. Dur biraz daha kurcalayayım:)
YanıtlaSilAlkım, kumanda panelinin, ayarlar-yorumlar bölümünde en aşağılarda "Yorumlar için kelime doğrulama gösterilsin mi?" diye bir soru var. oradan hayır'a tıklıyorsun canım.
YanıtlaSilBorobudur hakkında yazacağın yazıyı merakla bekleyeceğim, sevgiler.
aa hayırlı olsun yeni bloğun alkım, hani header fotoğrafı göremiyorum ben, kaçırdım mı yoksa bir şeyleri:)
YanıtlaSilsunak tabakları, düzenlemeleri ne güzelmiş, resim gibi. ne zor şey ama bize her gün kendimize yemek hazırlamak bile zor geliyor, bir de böyle her gün özene bezene sunaklar hazırlamak, haftada bir falan yapılsa olmuyor mu?:)
gezi yazısı okumayı severim, alkım gezi yazısı okumaya ise bayılırım, devamını bekleriz.
sevgiler
hoşgeldin zerka:) header'ı neden göremiyorsun acaba? header'a bir fotoğraf koymuştum, justine ondan bahsediyor.
YanıtlaSilsevgiler.
tamam tamam gördüm şimdi, şahane:)
YanıtlaSilBali seyahatinizi baştan sona kadar okudum. Muhteşem görüntüler, anlatımlar, izlenimler...
YanıtlaSilTeşekkür ederim, çok sevindim. Umarım bizzat gitme şansınız olur:)
Sil