Ana içeriğe atla

blanco müzesi ve nadir kuşlar

Blanco Müzesi, Ubud''a gelip yerleşmiş pek çok Batılı ressamdan biri olan İspanyol Antonio Blanco'nun resimlerinin sergilendiği bir müze. Ressam buraya yerleşip Balili bir dansçı ile evleniyor, ada için önemli bir figür haline geliyor ve ölene kadar da burada yaşıyor. Antonio'nun Bali'deki kadınları konu alan ve ressamlık kariyerinin sonlarına doğru gitgide (epey!) erotikleşen resimleri ilgi çekiciydi. Fakat (benim için) nadir yaratıklarla dolu bu müzede sergilenenlere yoğunlaşmak zor oldu. Daha çok etraftaki rengarenk kuşları seyretmek istedim. Çok güzellerdi ve üzerlerinde o bildiğimiz ürkeklikten eser yoktu!

Antonio, görebildiğim kadarıyla "çılgın ressam" kategorisinde değerlendireceğimiz bir adam! Bu ilginç yapıyı da kendisi tasarlamış. Bazı resimlerinin, çok sevdiğim İspanyol ressam Joaquin Sorolla'yı andıran bir yanı vardı.
Bahçe. Bahçede bir yol çizen o büyük taşlar dev bir yaratığın adımları gibi. (Ben de kol saatli bir tavşanın peşine takılıp geldim buraya sanki;)

Müzenin girişindeki merdivenlerin iki yanına dizilmiş ejderhalar. Aklıma elbette ejderhalara vurgun Laodikea geliyor ve onları daha da seviyorum! Uzaklarda bir yerlerde bir arkadaşınızın hatırası gelip sizi buluyor işte. Ne güzel! 
Sohbetteler sanırım.

Doğanın müthiş yaratıkları...

Temizlenmekle meşgul.

 Biraz mesafeli bir duruşu vardı. Eee, bu seçimine saygı göstermek gerekirdi.

 Tavırları öylesine zarif ve şakacı idi ki bana gülen bir kuşla bakıştığımı düşündürttü.

İnsan bu renklerin gerçek olduğuna inanamıyor. (Çok fena ama papağanlar bana boya reklamlarını anımsatıyorlar. Zihnimden bu bilgiyi silmek mümkün olsaydı keşke...)
Türü tükenen Bali Sığırcığı'nın tatlı bakışları...

Bir yeryüzü cenneti demek istedim en başta ama utandım. Şimdi diyebilir miyim?
Blanco'nun arkada bıraktığı boyaları. Ne zaman boya kalemleri, yağlıboya tüpleri görsem bir heyecan duyarım. Yine öyle oldu. Etrafında dolandım durdum.

 Müzenin (bir zamanlarki evin) avlusu.

 Grotesk hayvan figürlerinin olduğu mobilyaların hepsi birer efsane anlatır gibi. Burada çok yaygın bu mobilyalar.

Ressam ve ailesinin müzenin karşsında yer alan tapınağı

Galungan Günü olduğu için her zamankinden daha zahmetli sunular hazırlanmış.

 Sunuların altındaki hasır sepetler burada çok sık karşınıza çıkan tipik el yapımı işlerden.

Arma Müzesi'ne daha önce gitmiştim (onun fotoları da bir sonraki postta) ve resimlere bayılmıştım. O gün ise, asıl Balili 20. yüzyıl ressamların resimlerinin sergilendiği Puri Lukisan'a ("Resim Sarayı" demek) gitmek üzere yola çıkmıştım. Fakat ne olduysa oldu önce Blanco'ya gittim. Hasta olduğumdan müze sonrası tüm enerjim çekilmişti. Kendimi zar zor kaldığımız yere attım. 

Bazı yerler, hatta gezmeyi çok istediğiniz yerler gezilmeden kalabiliyor öyle. Sanki içten içe o şehre bir daha gitmek için güzel bir bahane olarak saklıyorsunuz bir yerlerde...Çocuklukta sona sakladığınız gofretler gibi. Ne tuhaf!


Yorumlar

  1. aaahhh ahhhhh! diyerek içimi çektikten sonra rüyaya yatmaya gidiyorum ki o kol saatli tavşanı ben de göreyim (:

    YanıtlaSil
  2. :) tavşanı görmüşsündür umarım saçaklı. (ben bazen hakikaten ilginç yerlerde geziyorum rüyalarımda. bayılıyorum buna!)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gerçeğini geçtim rüyada bile göremedim... pff :/
      elinize sağlık :)

      Sil
    2. napalım, bir dahaki sefere diyelim öyleyse:)

      Sil
  3. Cennetten bir köşe dedikleri yer burası olmalı. Renkler capcanlı, huzur dolu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de şimdi fotolara baktığımda "ben burada mıydım," diyorum doğrusu. Renkler, özellikle kuşların renkleri harika bence de

      Sil
  4. Kuşlara bayıldım resmen defilede gibiler... rengarenk:)

    YanıtlaSil
  5. Harika yazi ve muhtesem resimler Alkim'cigim, Endonezya konusunda giderek heveslendiriyorsun beni:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şilancım, teşekkür ederim. Ben de sizin şu büyük gezinizi merakla bekliyorum. Endonezya'nın daha çok küçük bir kısmını gördük aslına bakarsan ama anladık ki gez gez bitecek bir yer değil ve hakikaten çok güzel bir ülke.

      Sil
  6. Bu arada farkettiysen yorum birakamama sorununu cozdum: Firefox ile denedigimde birakamiyorum ama Google Chrome'u browser olarak kullandim ve oldu. Baska sorun yasayan okurlarin olursa degisik bir browser kullanarak tekrar denemelerini onerebilirsin. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  7. Aa, evet, yorum bırakabilmişsin. Ben nedense tesadüfen olduğunu düşünmüştüm (ne bilimsellik ama;)Tamam, bir daha aklımda olacak bu.
    Bu arada gazetedeki yazını okudum! Harika olmuş Şilan, eline sağlık. Belki bloga da koyarsın. Hindistan günlükleri öksüz kalmasın;)Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tesekkurler Alkim'cigim, bloga da koyacagim Andaman yazimi yakinda :)

      Sil
  8. Papağan fotolarını görünce çok heyecanlandım.Seviyorum papağanları....Paylaşım için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  9. Benim papağanlar konusunda fazla bir bilgim yok ama çok harika yaratıklar olduklarını düşünüyorum. Sizin blogunuzdan da yeni haberdar oldum.
    Fotoğraftaki kuşların bir tanesinin papağan (altına yorum yazdığımın) olduğunu düşünmüştüm ben. Bu konuda pek bilgili olmadığım ortada;)

    YanıtlaSil
  10. Hakikaten cimenlerin ustundeki taslar bir yaratigin ayak izi gibi. Gofret gibi sona saklamayalim icimizden geldigince gezelim gorelim:) Hayat kisa!

    YanıtlaSil
  11. Haklısın didem, bu alışkanlığımndan kurtulmam gerek. Ne var ki çocukluktan beri benimle. Yensin gofretler, gezilsin şehirler ;)

    YanıtlaSil
  12. Cennete düşmüş gibisin, çok beğendim fotoğrafları, sevgiyle kal ...

    YanıtlaSil
  13. Evet, öyle de denebilir;) Sevindim beğenmene kitap sesleri. Çok teşekkürler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

vigo'da güneşli pazartesiler - arabayla kuzey ispanya

Vigo , Avrupa’nın sonuna itilmiş haliyle İspanya’dan çok Portekiz’e ait bir şehir gibi. Zaten sınıra da çok yakın. Bu şehri gözümde anlamlı yapan şeylerden biri de, itiraf edeyim ki Güneşli Pazartesiler filminin çekildiği yer olması. Filmde işsiz kalan tersane işçileri şehrin yoksul bölgelerinde aylakça dolaşırlar, feribot kaçırıp gezintiye çıkarlar. Javier Bardem feribotta güneşin altında gözlerini kapatır, adeta zihnindeki düğümleri güneş altında çözülmeye bırakır. Şehre yağışlı, fırtınalı bir Kuzey İspanya gezisinin sonunda uğruyoruz ve bu güneşli hava bize ilaç gibi geliyor. Burasının diğer Kuzey şehirlerinden daha rahat bir havası var. Santiago de Compostela ’dan daha dünyevi, San Sebastian ’dan daha mütevazı, iç kısımdaki Leon 'a göre ise bir sahil şehri. Aslında Vigo için rahatlıkla, gördüğüm en düzensiz yerleşime sahip İspanyol şehri diyebilirim. Bunda tepelerin üzerine kurulmuş olmasının da payı var. Bu nedenle, İstanbul gibi size farklı sürprizler, manzaralar ...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...