Ana içeriğe atla

bebek bengil'de öğle yemeği ve "sambal matah" tarifi

Ubud'da yemek yenen yerlerin bile kendine has bir güzelliği var. Türkiye'de rahatlıkla küçük çaplı bir "milli park" olabilecek yerlerde yemek yemek insanı tam anlamıyla çarpıyor. Bebek Bengil popülerliğine rağmen kalabalık olmayan, kendinize sakin bir köşe bulup kuş sesleri ve çiçekler arasında yemek yiyebileceğiniz bir yer. Ama bir istisna değil, Ubud'da zaten doğanın kucağındasınız.
Restorana isim aranırken ördeklerin restoranın içine dalıp çamurlu ayaklarıyla arkalarında bıraktıkları izlerden yola çıkarak ismini Bebek Bengil (Kirli Ördek) koymuşlar. Ne var ki etraftaki pirinç tarlalarında paytak paytak dolandıklarını gördüğünüz ördekler, bu restoranın spesiyalitesi oluyor ve burası "çıtır ördek" denilen yemekle tanınıyor. (Ubud'da çıtır ördeğiyle bilinen bir başka yer de Laka Leke. O da pirinç tarlalarının ortasında, Kutsal Maymun Ormanı'nın yakınında bir restoran. Fakat bana yemekleri biraz yağlı geldi.)
Çıtır ördek, salata ve soslar...Hepsi güzel! Ama ben bu masada benim en çok ilgilendiğim "sambal matah"ın tarifini vereceğim size. Sambal matah, hemen her restoranda önünüze gelen salatalardan biri. Bali salatası diyorlar ama aslında bir sos olarak servis ediliyor.
Gelelim tarifine...Sambal matah, benim fotoğraflarımda pek matah bir şey gibi görünmemiş olabilir ama ben her seferinde ayıla bayıla yedim ve içimden keşke daha büyük porsiyonla gelse diye geçirdim. Birtakım malzemeleri bulmak ne kadar mümkündür bilmiyorum. Aktarlar imdadımıza yetişirler herhalde.

6 diş sarımsak
10 arpacık soğanı
1 yemek kaşığı karides ezmesi
15 acı kırmızı biber (küçük olanlardan)
3 misket limonu yaprağı
2 sap limonotu
2 limonun suyu

Hepsi doğranıp karıştırılıyor. Üzerine de limon suyu ve hindistan cevizi yağı ekleniyor. Malum, Güneydoğu Asya'da zeytin, dolayısıyla zeytinyağı bulunmadığı için, en çok palmiye ve hindistan cevizi yağı kullanılıyor. Tüm dünyada bir şekilde yağa ihtiyaç duyulmuş olması ve yemek kültürünün o şekilde gelişmiş olması ne garip!  
Bu da Ubud'da kulaklarının arkasına çiçek iliştirilmiş sayısız heykellerden..Bebek Bengil'in bahçesinde.
Bilmem söylemiş miydim ama Ubud'u seviyorum:)

* Havalı sambal matah fotosu için şuraya bakabilirsiniz.


Yorumlar

  1. amanın ne ilginç bi heykelmiş bu sondaki:)
    ne güzel yerler, hayallere daldım fotoğraflara bakıp. ama ben de gezeceğim, bu hafta sonu istanbul'da avrupa yakasından asya'ya geçeceğim, uzun zaman sonra ilk kez evden bu kadar uzak mesafede bir yere gidiyorum:) eskiden çok daha fazla gezerdim aslında, insan yaşlandıkça evde olmak daha mı iyi geliyor ne:) heyecanlıyım yine de:) inşallah yağmur yağmaz.

    seni özlüyoruz, nezleli karga'ya da yaz diyeceğim ama bu yazma meselesi de öyle yaz demekle olmuyor değil mi? kafana göre takıl:) sevgiler çok.

    YanıtlaSil
  2. aa bu yazıya yorum yazmıştım ben, gitmiş:(

    YanıtlaSil
  3. zerka, sanırım ara ara depreşen wordpress-blogspot uyuşmazlığı. geçende bir arkadaşım da yorum yazamadığından söz ediyordu. o da wordpress kullanıcısı. üzüldüm şimdi :(

    YanıtlaSil
  4. çok guzel o fistikli sosta cok guzel birde onunuzde tazecik doverek hazirlarlar o soslari alcakgonullu mutlu huzurlu insanlar ulkesi...

    YanıtlaSil
  5. Fıstıklı sosa ben de bayılmıştım Beste. Olsa da yesem;)
    Mutlu insanlar ülkesi değil mi? İçlerinde ne yaşadıkları bilinmez ama uzaktan öyle geliyor insana.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bilbao ve guggenheim müzesi

" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim)  başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum.  Bence tuhaf biri ama sorun değil :)  Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...

bangkok'ta yürüyüşler: pazar yerleri, çin mahallesi ve harun camisi

Bangkok'un pazar yerlerini ve çiçekçilerini en sona bıraktım. Zaten canlı renklerle çevrelendiğiniz bu şehirde pazar yerleri tam bir şenlik. Önce Chatuchak'a gidiyorum. Burası çok büyük bir çarşı, şehir merkezinden biraz uzakta. Karmaşası bol, keşfedilecek şeyi çok. İnsanlar buradan genelde bir bavul eşyayla dönüyor. Hatta bavulu da buradan alıyor:) Bambu tabaklar, heykeller, boncuklar, tahta takılar, hasır şapkalar, renkli ipek eşarplar ne ararsanız var. Chatuchak alışverişini yolculuğun sonuna bırakmanın daha iyi olduğunu düşünüyor ve çiçek pazarını görmek üzere şehir merkezine geri dönüyorum.   Chatuchak pazarı, otobüs duraklarının olduğu kaldırımlara kadar taşıyor. Dükkanların yanı sıra kaldırımlara tezgah açanlar da var. Bu fotoğraf her bakışımda bana havanın sıcaklığını anımsatıyor.   Aslında Bangkok'un merkezinde her yer çarşı neredeyse. Öyle olunca renkler, kokular, sesler hiç eksik olmuyor sokaklardan.     Çok istediğim halde ç...

bangkok'ta yürüyüşler: thammasat üniversitesi ve dusit sarayı

Chao Praya nehrinde her gün farklı bir manzarayı buluyorum karşımda. Yüzen pazarlara meyve sebze taşıyan tekneler, küçük balıkçı kayıkları, longtail denen su taksileri, turuncu kıyafetleriyle Budist rahiplerin göze çarptığı yolcu botları, yük gemileri... Suyun üzerindeki manzara değişse de suyun rengi pek değişmiyor. Bu çamurlu rengini bereketli topraklarına borçluymuş.  Kahvaltıdan sonra bir haritayla birlikte sokaklara atıyorum kendimi. Akşam Clezio ile buluşacağız. Uzakdoğu ülkelerinden sadece, köşeli ve dekoratif harflerden oluşan Tayland'ın alfabesini tanıyabiliyorum. Sesli harfler,  - anladığım kadarıyla- sessiz harflerin altına, üstüne, sağına veya soluna iliştiriliyor. Kelimeler arasına boşluk konmuyor, cümleler arasına konuyor. Bu dilde de Çince'de olduğu gibi farklı tonlamalar bulunuyor. Taylandlıların ellerini çenelerinin altında birleştirip söyledikleri, merhaba anlamına gelen "sawadikha" sözcüğünün mesela, epey inişli çıkışlı bir tonlamas...